Hayatta bir uğraşa tutkuyla bağlanmış
insanları hep takdir etmişimdir.. Liseye kadar, ben de her sabi
gibi dönem dönem maymun iştahımla çeşitli aktivitelere
sarmıştım.. Bir dönem evde çılgınca kaykayla haşır neşir
oldum.. Annem sokakta başıma bir şey gelir diye bırakmadığından
kendi imkanlarımla yine evde rollerbladelerimle halıların canına
okudum bir süre.. Bir hafta sonu evden sinsice çıkıp okula kadar
(okulla evimizin arasında 3 sokak vardı) serserilik yapıp
rollerbladele gitmiştim ki annemin bahçedeki silüetiyle beni
arabaya koyup eve nakletmesi çok da uzun sürmedi..Basket oynamayı
denedim, kendi potama doğru koştuğumdan habersiz basket atıp
sevindiğim gün bu sevdam da sona erdi.. Lise 1de artık tekerleksiz
ve topsuz bir uğraş bulmam gerektiğini düşünürken tiyatro
koluna girmeye karar verdim.. Girmem de başka etkenler de oldu tabi
(bkz. Ergenlerde öğretmen hayranlığı).. Sahne fobisi olan biri
olarak kendimi bir anda seçmelerde piyanoda gayet suratsız
(sonradan aksi olduğunu anlasam da) bir hocanın yanında
buluverdim.. Basılan tuşa göre ses verirken o kadar heyecanlıydım
ki, o koltuğa oturur oturmaz biri ayağıma basmışçasına “aaaaa”
diye haykırdığımı hatırlıyorum.. O gün anladım ki ben asla
sahne önü insanı olamam, ama bu tip bir şeyin içinde olmak
hoşuma gidiyor o zaman sahne arkasına transfer oldum.. Ayak işleriyle
başladım ve sonunda kıyafet giydirip makyaj yapmaya kadar
yükseldim.. İnsanlık için küçük ama benim için tutkuyla
sarıldığım bir şeydi.. Sonunda gerçekten sevdiğim bir şeyi
yapıyordum.. Prova zamanları da oynamadığım halde fahri makyöz
ve kıyafetçi başı olarak derslerden yırtmak da cabasıydı.. Bir
şekilde hep adını duyduğum fakat hiç izleme fırsatı
bulamadığım bir oyun sergilenecekti, Lüküs Hayat.. Benim bu
muazzam müzikalle tanışmam bu şekilde gerçekleşti, tabi
orjinalini daha sonraki yıllarda ilk olarak Harbiye Açıkhava'da
izledim ve tekrardan aşık oldum.. Daha sonra Muhsin Ertuğrul
sahnesinde, Ümraniye'de ve birkaç kez daha Açıkhava'da izledim..
Üç saatin nasıl geçtiğini anlamadan izliyor insan.. Benim şahsi
anılarımdan ötürü tüylerim hep havada izlesem de, oyunun
sonunda dakikalarca ayakta alkışlanan Zihni Göktay'ın gözlerini
dolu dolu görmek, başta Suna Pekuysal olmak üzere oyuna senelerini
vermiş ve şu an aramızda olmayan oyuncuların sahneye yansıtılan
fotoğraflarını eşsiz Lüküs Hayat melodisiyle görmek insanı
gerçekten etkiliyor.. Oyuncuların hep beraber seyircilerin arasında
n geçerek hep bir ağızdan o muhteşem sözleri seslendirerek
selamlamaları da cabası. Dediğim gibi her izleyişimde sanki
yıllar sonra çok sevdiğim eski bir dostuma kavuşmanın verdiği
huzuru ve mutluluğu hissederim.. Evet sanırım hissettiklerimi tam
olarak bu kelimelerle anlatabilirim.. Huzur ve mutluluk.. Zihni
Göktay'ın yaşına sığmayan enerjisi, tek seferde dillere dolanan
şarkıları, muhteşem melodileriyle hayatımın oyunudur benim Lüküs
Hayat.. Bana aynı zamanda tiyatro izleme alışkanlığını ve
tiyatroculara saygı duymayı da öğretti.. Yapılan işin ne kadar
zahmetli olduğunu gördüm.. Tabiki de okulda gerçekleşen
organizasyonda profesyoneller yer almıyordu ama verilen emeğin de
hakkı yenilemez.. Kendi adıma hayatında belki de ilk kez sahneye
çıkan bu kadar başarılı amatörler görmediğimi
söyleyebilirim.. Şimdi tekrardan kavuşuyorum eski dostuma.. 17
Eylül akşamı Harbiye'de.. Bence hala izlemediyseniz, daha fazla
beklemeyin ve gidin, görün derim.. Lüküs Hayat'a uygun karikatür
bulamadım haliyle, o yüzden satırlarıma müzikalden bir kareyle
son veriyorum..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder