4 Eylül 2012 Salı

Var Mı Eşin Lüküs Hayat

Hayatta bir uğraşa tutkuyla bağlanmış insanları hep takdir etmişimdir.. Liseye kadar, ben de her sabi gibi dönem dönem maymun iştahımla çeşitli aktivitelere sarmıştım.. Bir dönem evde çılgınca kaykayla haşır neşir oldum.. Annem sokakta başıma bir şey gelir diye bırakmadığından kendi imkanlarımla yine evde rollerbladelerimle halıların canına okudum bir süre.. Bir hafta sonu evden sinsice çıkıp okula kadar (okulla evimizin arasında 3 sokak vardı) serserilik yapıp rollerbladele gitmiştim ki annemin bahçedeki silüetiyle beni arabaya koyup eve nakletmesi çok da uzun sürmedi..Basket oynamayı denedim, kendi potama doğru koştuğumdan habersiz basket atıp sevindiğim gün bu sevdam da sona erdi.. Lise 1de artık tekerleksiz ve topsuz bir uğraş bulmam gerektiğini düşünürken tiyatro koluna girmeye karar verdim.. Girmem de başka etkenler de oldu tabi (bkz. Ergenlerde öğretmen hayranlığı).. Sahne fobisi olan biri olarak kendimi bir anda seçmelerde piyanoda gayet suratsız (sonradan aksi olduğunu anlasam da) bir hocanın yanında buluverdim.. Basılan tuşa göre ses verirken o kadar heyecanlıydım ki, o koltuğa oturur oturmaz biri ayağıma basmışçasına “aaaaa” diye haykırdığımı hatırlıyorum.. O gün anladım ki ben asla sahne önü insanı olamam, ama bu tip bir şeyin içinde olmak hoşuma gidiyor o zaman sahne arkasına transfer oldum.. Ayak işleriyle başladım ve sonunda kıyafet giydirip makyaj yapmaya kadar yükseldim.. İnsanlık için küçük ama benim için tutkuyla sarıldığım bir şeydi.. Sonunda gerçekten sevdiğim bir şeyi yapıyordum.. Prova zamanları da oynamadığım halde fahri makyöz ve kıyafetçi başı olarak derslerden yırtmak da cabasıydı.. Bir şekilde hep adını duyduğum fakat hiç izleme fırsatı bulamadığım bir oyun sergilenecekti, Lüküs Hayat.. Benim bu muazzam müzikalle tanışmam bu şekilde gerçekleşti, tabi orjinalini daha sonraki yıllarda ilk olarak Harbiye Açıkhava'da izledim ve tekrardan aşık oldum.. Daha sonra Muhsin Ertuğrul sahnesinde, Ümraniye'de ve birkaç kez daha Açıkhava'da izledim.. Üç saatin nasıl geçtiğini anlamadan izliyor insan.. Benim şahsi anılarımdan ötürü tüylerim hep havada izlesem de, oyunun sonunda dakikalarca ayakta alkışlanan Zihni Göktay'ın gözlerini dolu dolu görmek, başta Suna Pekuysal olmak üzere oyuna senelerini vermiş ve şu an aramızda olmayan oyuncuların sahneye yansıtılan fotoğraflarını eşsiz Lüküs Hayat melodisiyle görmek insanı gerçekten etkiliyor.. Oyuncuların hep beraber seyircilerin arasında n geçerek hep bir ağızdan o muhteşem sözleri seslendirerek selamlamaları da cabası. Dediğim gibi her izleyişimde sanki yıllar sonra çok sevdiğim eski bir dostuma kavuşmanın verdiği huzuru ve mutluluğu hissederim.. Evet sanırım hissettiklerimi tam olarak bu kelimelerle anlatabilirim.. Huzur ve mutluluk.. Zihni Göktay'ın yaşına sığmayan enerjisi, tek seferde dillere dolanan şarkıları, muhteşem melodileriyle hayatımın oyunudur benim Lüküs Hayat.. Bana aynı zamanda tiyatro izleme alışkanlığını ve tiyatroculara saygı duymayı da öğretti.. Yapılan işin ne kadar zahmetli olduğunu gördüm.. Tabiki de okulda gerçekleşen organizasyonda profesyoneller yer almıyordu ama verilen emeğin de hakkı yenilemez.. Kendi adıma hayatında belki de ilk kez sahneye çıkan bu kadar başarılı amatörler görmediğimi söyleyebilirim.. Şimdi tekrardan kavuşuyorum eski dostuma.. 17 Eylül akşamı Harbiye'de.. Bence hala izlemediyseniz, daha fazla beklemeyin ve gidin, görün derim.. Lüküs Hayat'a uygun karikatür bulamadım haliyle, o yüzden satırlarıma müzikalden bir kareyle son veriyorum..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder