26 Şubat 2013 Salı

Yeni Başlayanlar İçin Depresyon

Efendim, depresyona girmek öyle sandığınız gibi "aman sıkıldım, off bunaldım" demekle olmaz.. Her şeyin bir adabı olduğu gibi bunun da var.. Gerekli koşulları sağlamak, boynunuzun borcu..

Depresyon hırkası: Size buhranlı günlerinizde eşlik edecek can yoldaşınız.. Gri olması tercih sebebidir.. Dirsek yerlerinden iz yapmış olması ve uzun olması da aranan koşullardandır.. Yaprak Dökümü'ndeki Leyla için pembe mont neyse, biz depresifler için de depresyon hırkası odur.. Candır, canandır..

Üzerine çamaşır suyu dökülmüş eşofman: Depresyon hırkasının ekürisidir.. Bununla bakkala çakkala giderseniz mutlaka yakışıklı yahut güzel bir insan görmeniz işten bile değildir.. Sağ olsun Murphy bizi bu konularda hiç yalnız bırakmıyor..

Kuaför: Mümkünse daha önceden gitmediğiniz bir kuaförü seçmelisiniz.. Saçınıza kat istediğinizde saçınızı kuş yuvası gibi keser, böylelikle "Dertli gönüllere giren, işte benim Zeki Müren" şarkısını daha içten söyleyebilirsiniz..

Sınırsız abur cubur: Her depresif kişi başta çikolata olmak üzere cips, çekirdek gibi bilumum yağlı ve kalorili yiyecek maddelerini tüketmekle yükümlüdür.. Nutella kavanozunda kaşık olsam dedikçe daha da fazla yiyerek iyice kilo alıp depresyonun Nasuh Mahruki'si olarak zirveye varabilirsiniz..

Alkol: "Etil metil hiç fark etmez" diyerek sakın Eyüp Sabri Tuncer kolonyasına göz dikmeyin.. Unutmayın depresifsiniz, o yüzden oturup evinizde adabınızla için.. Depresyon içkilerinin başında rakı gelir, şarap onu az farkla takip etmektedir.. Depresyon kişisi bira içmemelidir, zira burda maç izlemiyoruz, depresyona giriyoruz.. Biraz ciddiyet lütfen..

Acıklı şarkılar: Sezen Aksu tavsiye edilir.. Aynı şarkıyı defalarca dinleyerek oturduğunuz yerde, sabit şekilde bakıp, bir sağa bir sola sallanmayı ihmal etmeyin.. Benim depresyon şarkılarım genelde Müzeyyen Abla ve 90lardan oluşmaktadır.. İsteyene bu konuda sağlam bir arşivle yardımcı olabilirim..

Göze toz kaçıran filmler: Genelde, eski Türk filmleri ya da Hollywood'un bağrından kopup gelmiş, güzel abilerle ablaların kavuşamama temalı hikayelerini izleyebilirsiniz.. En azından bir tane kült filminiz olmalı.. Benimkisi  "The Notebook"..

Kedi: Siz yorganınızın altında filminizi izleyip ağlarken göz yaşlarınızı yalayacak minimum bir adet kedi şarttır.. Bende iki tane var, biri de kucağımda yatıyor.. O zaman daha bir hüzünlenip onlara sarılabilirsiniz.. "Asıl nankör insanlar" edebiyatı yaparak depresyon basamaklarını daha da hızlı çıkabilirsiniz..

Eski fotoğraflar: Çocukluğunuzdan başlayıp bugüne kadar olan tüm fotoğraflar da olabilir aslında.. Amaç "ben neymişim, ne olmuşum, ne kadar mutluymuşum, şimdi neden böyleyim" diye böğürmek..

Beyaz tavan: Her geceniz uykusuz geçeceğinden bakmanız faydalı olabilir..

Gördüğünüz gibi hiç de kolay bir iş değil depresyona girmek.. Ciddi bir mesai gerektiriyor.. İyisi mi siz de benim gibi etrafınızdaki şahane arkadaşlarınız ve sizi koşulsuz seven ailenize sığının, onlar sizin depresyona girdiğinizi hissettikleri anda etrafınızda bitiverirler.. Bu hayat böyle alengirli işler için çok kısa, depresyondan önce son çıkışı kaçırmayın.. "Yok ben illa depresyona gireceğim, bana ne bana ne" derseniz yukarıdakileri adım adım uygulayın da hakkını verin bari.. Buseler..






14 Şubat 2013 Perşembe

Azizim Valentine

Sevgilisi olanların heyecanla, sevgilisi olmayanların da Maya takviminin son günü gibi korkuyla beklediği bir sevgililer gününde daha beraberiz.. Çiftlerden hanım tarafı “Ne giysem, ne alsam, bana ne alacak?” telaşındayken erkekler de “Ne alsam, nereye götürsem?” telaşında.. Bu durumda sıkıntıda gibi görünse de aslında en kafası rahat grup benim gibi “yalnız”lar.. Sokağa çıkınca algıda seçicilik gereği koca koca kırmızı kalpler, ayıcıklar gözümüze Chucky'nin gelini gibi görünse de başımız dik, cebimiz çikolata dolu, muhtemelen kendimiz gibi sap, pardon yalnız arkadaşlarımızla keyifli bir akşam geçirebiliriz.. İçkimizi yudumlarken dünyanın en büyük ve kalıcı sultanlığı olan bekarlığın nimetlerinden dem vurabiliriz.. Kâh gülüp kâh erkeklere sövebiliriz.. Kapanışı da birbirimizin omuzunda “Ben neden yalnızım böhüüü” şeklinde yapmamız kuvvetle muhtemel.. Sıcağı sıcağına Facebook, Twitter vb. sosyal ağlarda eski sevgililerin paylaştığı sevgi pıtırcığı fotoğrafları görüp ayaklara taş bağlayıp Sarayburnu'ndan atlama yahut onları denize itme isteği de cabası.. Sevgilimiz olduğu zaman da “Offf ne giysem, acaba ne alsam, nereye gideriz, akşam ne yaparız?” gibi buhran dolu dakikalar geçiririz.. Demem o ki dostlar, bu sevgililer günü denilen olay ne size, ne bana yarar.. Yarasa yarasa yalnızlar rıhtımının can simidi çikolatacılara, sevgililerin vazgeçilmezi pırlantacılara, çiçekçilere ve bilumum esnafa yarar.. Ah Valentine, ah Azizim senin acıklı hikayenden yola çıkarak bugün ne şekilde anıldığını, kulaklarının çınlatıldığını, yeri geldiğinde validene, bacına sövüldüğünü duymadan iyi ki göçüp gittin bu dünyadan.. Arkanda sadece gözü yaşlı bir sevgili değil, her sene sevgilisi olan olmayan milyonlarca stresli insan bıraktın.. Tüm bunlara rağmen senin hikâyeni okumuş biri olarak vakti zamanında verdiğin mücadeleyi takdir ediyorum.. Sen bize bakma, biz insanlar her türlü kendimizi mutsuz edecek bir şey buluruz.. Anne ve babasını kıskanan her çocuk gibi ebeveynlerimin sevgililer gününde bensiz kutlamalara gitmeleri sebebiyle küçüklüğümden beri pek içim ısınmadı sevgililer gününe, yine de senenin her günü budist olan bir kısım hanım kızımızın bir gün için dahi prenses gibi hissetmesi fena olmuyor.. Şimdi müsaadenizle, az sonra telefon çalacak ve ilk sevgilim, babam beni arayıp müstehzi bir gülümsemeyle sevgililer günümü kutlayacak, ben de anneannemin gitmeden önce bana en son sevgililer gününde aldığı kalpli yastığıma bakıp ne yaparsak yapalım ölene dek bizi terketmeyecek sevgililerin aile fertlerimiz olduğunu bir kez daha hatırlayacağım.. Günün manasına uygun bir karikatürle yazıma son vererek aranızdan ayrılıyorum.. Ne olursa olsun kalbiniz hep dolu olsun, boşluklara düşmeyin.. Buseler..