2 Ekim 2014 Perşembe
Sıkıysa Evlendir
Merhaba, ben 30 yaşında, müzmin ve profesyonel bekar Ceru.. Etrafımda beni nikah masasına oturtmaya çalışan onlarca insan.. Kafamda deli sorular.. Annem, "ben ölmeden evlenme" diyen babam bile torun sevme derdinde.. Eve minik bir kedi daha alarak anneme annenannelik duygusunu yaşatmak zorunda kaldım.. Memlekette başka bir sıkıntı yok hamdolsun, tek mesele benim yuva kurup çoluk çocuğa karışmam.. Önüm, arkam, sağım, solum kısmet bulucu ! Nişanda kesilmiş kurdele yedirmek, Eyüp Sultan Hazretlerini koca bulmak için rahatsız etmek, blind date kurbanı yapmak, okunmuş tespihler.. Son yıllarda Büyükşehir Belediyesi'nin lale dikiminden daha çok uğraşıldı bu işlerle.. Lakin bir sorun, evlenmiyorum ama niye?? Efenim ben kocanın çevik ve ahlaklı olanını severim.. Emir veren kocayı da yemeklerden önce sabah akşam döverim.. İşten eve geldiğimde rakı soframı hazır isterim.. Ütü yapmam, sevdiğim yemek olursa yaparım, küvette ıslak saçları toplatmaya kalkarsa boşanma sebebi ilan ederim.. Dışarıdan bakınca pambık gibi bir insanken, evde canım sıkıldığında 1000 Hüdaverdi gücünde huysuz olurum.. Haftada en az iki gün içmeye, 29 Ekim'lerde de gündüz rakısına giderim kızlarla.. İşime kimseyi karıştırtmam, fikir alırım ama kendi bildiğimi uygularım.. Bunca kilo vermişim, çocuk doğurup tekrar diyet yapamam.. Mümkünse çocuğun hazır yapılmış olanını severim.. Kız çocuk tercih sebebidir.. Yerdeki çoraplara ölsem el sürmem, lavabodaki kılı tüyü sahibine toplatırım.. Maç varken televizyonun önünden geçerim, kafam atarsa fişini de çekerim.. Aynı tiyatro oyununu 10 kere izlerim, kafi gelmez bir 10 kere daha giderim.. Rakıyı buzsuz içerim, çayı şekersiz.. Çalışma evde otur diyeni de tespih yapar sallarım.. Gördüğünüz gibi aslında çok mülayim bir eş namzediyim.. Şimdi bu kriterleri Esra Erol'a yollayın, bana hala koca bulabiliyorsa evlenmeyen Rasim Ozan Kütahyalı olsun.. Cümleten rahatlayalım.. Evli abilerimin, ablalarımın ellerinden, bekar yoldaşlarımın gözlerinden öperim.. İyi bayramlar olsun.. Buseler..
18 Ağustos 2014 Pazartesi
Erkekler Mars'tan Kadınlar Venüs'ten
Kadın ve erkek eşitliğini savunmamak elde değil, ama her ikisinin de toplumdaki yeri, bakış açıları bir hayli farklı.. Kısa bir özet geçelim o halde..Kadının yer çekimine karşı gelemeyen minnoş bir göbeği bile olsa "yemiş yemiş hacetini gidermemiş" olur.. Erkekse kaçak kat çıkılmış gecekondu göbeğiyle, birer oyuncak ayı sevimliliğiyle toplumda kabul görür..
Kadın, kati suretle art arda ilişki yaşayamaz.. Biten ilişkinin en az kırkı çıkmalıdır.. Erkekse, değil kırkını beklemek isterse medeni hali nişanlı yahut evli olsun, alt tarafı çapkın olur..
Kadın bir düğüne gelin değil, sadece davetli olarak katılmak için birkaç saat değil kostüm seçimi, kayıp arar gibi ayakkabı bulma çabası dahil günler harcamak durumundadır.. Erkekse, Arda Turan yahut Seda Ablamızın oğlu Oğulcan gibi kısa paça-renkli ayakkabı kombini yapmazsa jilet takımını çekti mi, yarım saate hazır olabilir..
Kadın, sinirlendiği zaman küfredemez.. Yabancı filmlerde, "lanet olsun" diye çevrilen "fuck you!" kalıbı misali ancak sansürlü küfredebilir, aksi takdirde avam olur.. Erkekse, küfretmezse ılık olur..
Kadın, dolmuşta içine kapanan Teenage Mutant Ninja Turtle gibi oturmalıdır.. Erkekse, kurbağa gibi bacaklarını açıp dilediği gibi oturma ve yanındakini rahatsız etme hakkına sahiptir..
Kadın, herhangi bir kavgaya karışmak zorunda değildir.. Olay çıktığında, Atma Ziya kıvraklığıyla ortamdan sıvışabilir.. Erkekse, kendini ilgilendirmeyen bir kavga dahi olsa, olaya müdahale etmek durumundadır..
Kadın çalışmak istemezse, evinde oturup Sıdıka'nın hayalindeki gibi kırk bin çocuk çorabı yıkayıp ev hanımı mesleğini tercih edebilir.. Erkekse, çalışıp evine ekmek getirmek zorundadır.. Aksi halde, faydasızın önde gideni olur..
Kadın, içki içmese de olur.. Erkeğinse, içki içmek boynunun borcudur.. Yoksa ocak dışı kalır..
Kadın, flört aşamasındaki erkek arkadaşının hesabını ödemek zorunda değilken, erkek en azında köprüyü geçene kadar OGS yerine gişelerden para ödeyerek geçmek zorundadır..
Kadın, hayatı boyunca istenmeyen tüylerle uğraşmak durumunda kalırken, erkek istenen tüyleriyle övünür..
Kadın, saçları beyazlandığında genelde boyama ihtiyacı hissederken, erkek kır saçlarıyla Bir George Clooney yahut Richard Gere havasına bürünerek gerim gerim gerinir..
Gördüğümüz ve bildiğimiz üzre, iki cins birbirinden çok farklı olsa da aslında hayat müşterektir.. Kadın çocuğunun bezlerini değişirken, o bezleri eve getirmek için de erkeğin çalışması gerekir.. Yani diyeceğim odur ki dostlar, kadın-erkek eşitliğinden öte insan eşitliği lazım bize.. Her cinsi, her insanı kendi koşullarıyla değerlendirmeyi unutmayalım.. Buseler..
5 Ağustos 2014 Salı
Anne Benim Diz Kapaklarım Varmış !!
2. derece obezlikten, balık etli insan namzetliğine terfi etmiş bir kimse olarak, size kilo vermenin avantajlarını, baba Erdoğan'ın, oğlu cicikuş Bilal'e anlatması gibi büyük bir dikkatle aktaracağım..
Kostüm rahatlığı: Yanında birkaç "x" ibaresi olmadan large bedene girebildiğiniz an "halüsinasyon" demeyi tek seferde başarabilmiş Tansu Çiller mutluluğu yakalıyorsunuz.. Hem de bulduğunuza razı olmadan, gerçekten zevkinize göre giyinebiliyorsunuz.. Ayrıca üşüdüğünüz zaman, arkadaşınızın hırkasını giydiğinizde üstünüze bolero gibi değil de gerçekten hırka gibi duruyorr.. Spontane gelişen arkadaş konaklamalarında da, evin erkeğinin pijamalarını değil de arkadaşınızınkileri giyebiliyorsunuz..
Arkadaş ortamında oyuncak ayı muamelesine son: Girdiğiniz her ortamda nesli tükenmiş panda muameleleri artık azalıyor.. Yine de çok sevimliyseniz, kemerlerinizi bağlayın ve sıkılmalık yanaklarınızı uzatın..
Tık nefessiz günler: Hem obez olup, bir de üstüne sigara içtiğiniz günleri düşünün.. Yokuşa gerek yok, düz yolda bile telefonla konuşurken nefes nefese kalmaya son.. Artık yokuş çıkarken detone olmadan şarkı bile söyleyebilirsiniz..
Bacaklar: Bacaklarınızı uzatmanın dışında, bağdaş kurup, üst üste de atabilirsiniz.. Hatta abartıp bacak bacak üstüne attığınızda üstteki bacağınızı diğerinin arkasına dolayabilirsiniz bile.. Nirvana'ya beş kala..
Araç kullanımı: Dolmuşa bindiğinizde yanınızdakini rahatsız etmemek için içinize kaplumbağa gibi kaçmak zorunda kalmıyorsunuz.. Hanzo adamlar gibi bacağınızı 3 metre açmasanız da efendi efendi oturduğunuzda tam bir porsiyon ediyorsunuz.. Arabada ya da takside arkaya oturduğunuzda da, öndeki koltuğu ileri alma zahmetinden kurtarıyorsunuz insanları..
Ayakkabı bağlamak: Her tombulun dostu olan merdivenler, ayakkabı bağlamak için değil de sadece amacı dahilinde inip çıkmak için kullanılmaya başlanıyor ve eğilip o bağcıkları bağladığınız o an, adeta kızgın kumlardan serin sulara atlamış hissine kapılıyorsunuz..
Mutfak masrafı: Evinizin yakınındaki esnafı sükut-u hayale uğratmış olsanız da, bütçeniz ciddi anlamda artıya geçiyor.. Benim gibi az yemek için sigaraya saldırmazsanız, daha hoş olur tabi..
Saç: Sırtınızı kapatmak için upuzun saçlara ihtiyacınız kalmıyor.. Minnoş saçlarınızla daha hafif ve özgür oluyorsunuz..
Yeni keşfedilen anatomi: Bir çift diz kapağı, kırmızı başlıklı kızın babaannesinin büyüklüğünde gözler ve aslında bir boynunuzun olduğunu anlıyorsunuz.. Leğen kemiği de bonus olarak karşınıza çıkıyor.. Şahsım adına yıllardır "aradığınız kemiğe şu an ulaşılamıyor" pozisyonundan, diz kapaklarını neredeyse öpüp koklayacak bir kimse haline geldim.. Ceru kalp diz kapakları..
Dinginlik: Yönetici Sabri Bey asabiyetiniz, yerini yavaş yavaş sinirleri alınmış bir antrikot yahut Eti pufa bırakıyor.. Çakırkeyf olan insan gibi "öpücem güzel kardeşim" ruh haline bürünüp pek bir tatlişko oluyorsunuz..
Fotoğraf: En güzeli de fotoğraflarda büst gibi sadece kafanızın çıkmasına gerek kalmıyor.. Ünlü düşünür Petek ablamızın da dediği gibi "sen boydan fotoğraf çektirmek nedir bilir misin sevgilim?"..
Hayat: Siz kilo verdikçe hayat size gerçekten daha iyi davranmaya başlıyor.. Seçimlerinizi daha iyi yapabiliyor, hiçbir şeyin imkansız olmadığını görüp, kendinize ciddi anlamda saygı duyup sevmeyi öğreniyorsunuz..
Kendinize bir iyilik yapın.. Sizi aslında mutsuz eden, hayattaki her türlü fazlalığınızdan kurtulun.. İnsan olsun, kilo olsun.. Sizde fazlalıksa, anlık mutluluğunuzu unutun.. İlerde her an mutlu olabileceğiniz günleri hayal edin, sabredin, çaba gösterin ve inanın.. Kilolu olduğunuzdan yakınmayın, zayıfladığınızdaki hazzı düşünün.. Sosyal medyadaki yakarışlarımla, hiç yüzünü bile görmediğim iki kişinin kilo verme yolunda ilk adımı atmasına katkım oldu.. Kenan Şeranoğlu ceketi giyip, Tarkan'ın Şımarık şarkısı eşliğinde dans edip, minik bir Titan Saadet Zinciri kurarım belki, kim bilir.. Sağlıkla kalın.. Buseler..
Kostüm rahatlığı: Yanında birkaç "x" ibaresi olmadan large bedene girebildiğiniz an "halüsinasyon" demeyi tek seferde başarabilmiş Tansu Çiller mutluluğu yakalıyorsunuz.. Hem de bulduğunuza razı olmadan, gerçekten zevkinize göre giyinebiliyorsunuz.. Ayrıca üşüdüğünüz zaman, arkadaşınızın hırkasını giydiğinizde üstünüze bolero gibi değil de gerçekten hırka gibi duruyorr.. Spontane gelişen arkadaş konaklamalarında da, evin erkeğinin pijamalarını değil de arkadaşınızınkileri giyebiliyorsunuz..
Arkadaş ortamında oyuncak ayı muamelesine son: Girdiğiniz her ortamda nesli tükenmiş panda muameleleri artık azalıyor.. Yine de çok sevimliyseniz, kemerlerinizi bağlayın ve sıkılmalık yanaklarınızı uzatın..
Tık nefessiz günler: Hem obez olup, bir de üstüne sigara içtiğiniz günleri düşünün.. Yokuşa gerek yok, düz yolda bile telefonla konuşurken nefes nefese kalmaya son.. Artık yokuş çıkarken detone olmadan şarkı bile söyleyebilirsiniz..
Bacaklar: Bacaklarınızı uzatmanın dışında, bağdaş kurup, üst üste de atabilirsiniz.. Hatta abartıp bacak bacak üstüne attığınızda üstteki bacağınızı diğerinin arkasına dolayabilirsiniz bile.. Nirvana'ya beş kala..
Araç kullanımı: Dolmuşa bindiğinizde yanınızdakini rahatsız etmemek için içinize kaplumbağa gibi kaçmak zorunda kalmıyorsunuz.. Hanzo adamlar gibi bacağınızı 3 metre açmasanız da efendi efendi oturduğunuzda tam bir porsiyon ediyorsunuz.. Arabada ya da takside arkaya oturduğunuzda da, öndeki koltuğu ileri alma zahmetinden kurtarıyorsunuz insanları..
Ayakkabı bağlamak: Her tombulun dostu olan merdivenler, ayakkabı bağlamak için değil de sadece amacı dahilinde inip çıkmak için kullanılmaya başlanıyor ve eğilip o bağcıkları bağladığınız o an, adeta kızgın kumlardan serin sulara atlamış hissine kapılıyorsunuz..
Mutfak masrafı: Evinizin yakınındaki esnafı sükut-u hayale uğratmış olsanız da, bütçeniz ciddi anlamda artıya geçiyor.. Benim gibi az yemek için sigaraya saldırmazsanız, daha hoş olur tabi..
Saç: Sırtınızı kapatmak için upuzun saçlara ihtiyacınız kalmıyor.. Minnoş saçlarınızla daha hafif ve özgür oluyorsunuz..
Yeni keşfedilen anatomi: Bir çift diz kapağı, kırmızı başlıklı kızın babaannesinin büyüklüğünde gözler ve aslında bir boynunuzun olduğunu anlıyorsunuz.. Leğen kemiği de bonus olarak karşınıza çıkıyor.. Şahsım adına yıllardır "aradığınız kemiğe şu an ulaşılamıyor" pozisyonundan, diz kapaklarını neredeyse öpüp koklayacak bir kimse haline geldim.. Ceru kalp diz kapakları..
Dinginlik: Yönetici Sabri Bey asabiyetiniz, yerini yavaş yavaş sinirleri alınmış bir antrikot yahut Eti pufa bırakıyor.. Çakırkeyf olan insan gibi "öpücem güzel kardeşim" ruh haline bürünüp pek bir tatlişko oluyorsunuz..
Fotoğraf: En güzeli de fotoğraflarda büst gibi sadece kafanızın çıkmasına gerek kalmıyor.. Ünlü düşünür Petek ablamızın da dediği gibi "sen boydan fotoğraf çektirmek nedir bilir misin sevgilim?"..
Hayat: Siz kilo verdikçe hayat size gerçekten daha iyi davranmaya başlıyor.. Seçimlerinizi daha iyi yapabiliyor, hiçbir şeyin imkansız olmadığını görüp, kendinize ciddi anlamda saygı duyup sevmeyi öğreniyorsunuz..
Kendinize bir iyilik yapın.. Sizi aslında mutsuz eden, hayattaki her türlü fazlalığınızdan kurtulun.. İnsan olsun, kilo olsun.. Sizde fazlalıksa, anlık mutluluğunuzu unutun.. İlerde her an mutlu olabileceğiniz günleri hayal edin, sabredin, çaba gösterin ve inanın.. Kilolu olduğunuzdan yakınmayın, zayıfladığınızdaki hazzı düşünün.. Sosyal medyadaki yakarışlarımla, hiç yüzünü bile görmediğim iki kişinin kilo verme yolunda ilk adımı atmasına katkım oldu.. Kenan Şeranoğlu ceketi giyip, Tarkan'ın Şımarık şarkısı eşliğinde dans edip, minik bir Titan Saadet Zinciri kurarım belki, kim bilir.. Sağlıkla kalın.. Buseler..
2 Haziran 2014 Pazartesi
30 Yaş Geliyorum Demez
15 Nisan 2014 Salı
Biz Diyet Yapmayı da İyi Biliriz
Çok değil iki buçuk ay kadar önce bu blogda, aldığı kilolardan pişman olmuş, vereceği kilolarla mutlu olma yolunda ilk adımını atan, tombik ama mağrur bir genç kız vardı.. O kız bizzat kendim oluyor.. Şimdi sülün gibi oldum sanmayın ama iki buçuk ayda 10 kilo verdim.. Nispeten insancıl bir forma büründüm.. Evet belki atomu bölmedim, Amerika'yı keşfetmedim ama ihtiyacınız olacağını düşündüğüm püf noktalarını sizinle paylaşmak istedim.. Neticede şişmanlık bizim işimiz.. Tıbbı reddetmeyin: Öncelikle sağdan soldan toplama diyetleri, gazete köşesindeki şok rejimleri bir kenara atın ve derhal hipokratla söz kesmiş bir hekime gidin.. Zira başkasının kontrolünde olduğunuzda ister istemez bir mahcubiyet duygusunu engellemek için daha emin biçimde kilo verebilirsiniz..
Doktorunuzu sevin: Benim doktorum yaklaşık üçte birim kadar, minnoş ve çok tatlı.. Onu öcü gibi görmeyin ve en önemlisi ona kendinizi, alışkanlıklarınızı, iş temponuzu tüm açıklığıyla anlatın.. Size uygun kişisel bir düzen oluşturmada bunlar önemli etkenler.. Ben faydasını gördüm.. İyi-kötü alışkanlıklarımı anlatarak günde iki orta şekerli kahve ve haftada iki kadeh şarabı kaptım..
Hareket edin: Yılların yorgunluğu ve baskülün verdiği yetkiye dayanarak "ayy ben yürüyemem ki, ayaklarım ağrıyor" demeyin.. Yürüsünüz canım, yürürsünüz gülüm.. Kaç kilo olursanız olun, mutlaka kendi bünyenize göre yapabileceğiniz birtakım diyet ve sağlık dostu hareketler vardır.. Ben belli bir kiloya gelene kadar spor yasaklısıyım.. Zira sevgili yağlarımın kasa dönüşmesini ve hayatımın geri kalanını üçgen bir vucütla geçirmeyi pek arzu etmem.. Deforme olmuş bir kemikle ve her an eti puf gibi şişmeye meyilli bir ayakla ne yapabilirim derken, inanmazsınız yürümeye başladım.. Evet belki kilometrelerce yürüyemiyorum ama vakit buldukça tempolu biçimde yapılan yürüyüş gerçekten yapılması zor olmayan faydalı bir aktivite.. Hele benim gibi tatlı yürüyüş arkadaşlarınız varsa, tabana kuvvet durmayın yürüyün..
Sabırlı olun: Belki de en önemlisi bu.. Keşke bir iğne olsa da kendimize batırıp balon gibi sönsek ama böylesi bir durum mümkün olmadığı için de bize sabırlı olmak düşüyor.. Başlarda, insanların her istediğini yemesi size zor gelebilir ama canınız belli bir zamandan sonra eski yediklerinizi pek çekmiyor. Yine de diyet insanı oldukça kısıtlayan bir durum.. Yanınızda ilkokul çocuğu gibi beslenme çantasıyla gezmek zorunda kalabilirsiniz.. Ben freelance çalıştığım için beni pek zorlayan bir durum olmuyor.. Özellikle de bana rejim ikramlarında bulunan, diyet menülerle besleyen, yeşil çaylar içiren öğrencilerim ve evlerine gittiğimde daima bir ton balığı ve salatayla beni diyetimden eksik koymayan arkadaşlarım olduğu için pek sıkıntı yaşamıyorum.. Gerekirse de ben yemeğimi evde pişirip yanımda taşıyorum.. Ayıptır söylemesi hastaneye bile çıkınımla gitmişliğim var..
Yediklerinize ruh katın: Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım.. Bu diyet denen arkadaş pek bonkör değil.. Size dünyanın en güzel nimetlerini sunmuyor.. Onları göze doyurur hale getirmek sizin elinizde..Pek yavan tadıyla deyimlere konu olmuş sevgili kabağı, güzel bir tabakta, hoş bir sunumla hazırlarsanız inanın bir pizza yemiş kadar keyif alırsınız (pizzanın tadı nasıldı unuttum gerçi ).. Minnoş şahsım, 30una aylar kala gidip kendine Winnie the Pooh'lu amerikan servisler alıp, gülen suratlı yemekler yapmaya başladı.. Her ne kadar paylaştığım yemek fotoğraflarımla Nazo -the kadim dostumu- güldürsem de, bu insanda gerçek bir motivasyon sağlıyor :) Su içmeyi sevmeyen ben, gidip kalpli-inekli koca bir şişe alıp içine de renkli pipetler koyup su içmeye başladım.. Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun ama onları renklendirmeyi unutmayın.. Ne değil nasıl yediğiniz önemlidir..
Aşık olun: Ben bu diyetimde sağlıksal nedenlerle bu kadar azimli olabiliyorum ama siz kendinize güvenmiyorsanız gidin derhal aşık olun.. Böyle ıstıraplı falan ama.. "O kedi buraya gelecek" cinsinden.. Motivasyonun doruklarına çıkmazsanız gelin beni bulun..
Asla pes etmeyin: İnsanız neticede, alışkanlıklarımızı değiştirmemiz kolay olmuyor.. Bazen bir noktaya gelip "başlarım diyetine, o çikolatalar benim olacak" diyebiliriz.. Ben de elbette ki bu krizleri nadir de olsa yaşadım, bir tanesi kağıt helvayla sonlandı ama asla ipin ucu kaçtı diye düşünmedim.. Biliyordum ki, o an onu yemesem iki gün sonra iki mislini yiyecektim.. O rakıları içmeseydim, evde Eyüp Sabri Tuncer koklamaktan kafayı bulabilirdim.. O yüzden, siz de kendinize bir acil durum çıkışı yaratın ve onu çok ama çok müşkülde olduğunuz zamanda kullanın.. Yiyin, için, rahatlayın, pişman olmadan yolunuza devam edin..
Söyleyeceklerim şimdilik bu kadar sayın yargıç.. Takdiri siz sayın jüriye bırakıyorum.. Gitmeden önce bir ricam olacak, kendinizi sevin ama lütfen fazla barışık olup sağlığınızı ihmal etmeyin.. Bebek adımlarıyla da olsa bir yola koyulun.. Kendiniz için iyi şeyler yapın.. Asla ama asla pes etmeyin.. Unutmayın, kilolar kaybedecek, siz kazanacaksınız.. Mottomuz "Acı yok Rocky!".. Diyet dolusu buseler..
12 Mart 2014 Çarşamba
Hoşçakal Çocuk
Bu satırları yazarken saat 02:01.. Genelde geç uyurum, bu saatte ayakta olmam yeni bir durum değil, fakat bu gece farklı.. Başımı yastığa koyamıyorum.. İnsanlar sokakta "Berkin Elvan ölümsüzdür" diye bağırırken, Berkin tabutta uyurken, ailesi canlarını toprağa vermeye hazırlanırken uyuyamıyorum.. Belki bir şey yapamıyorum ama sessiz de kalamıyorum.. Ben sussam vicdanım susmuyor.. Öfkem susmuyor.. Sosyal medyada yazılanları gördükçe aklım şaşıyor, yüreğim bedenime dar geliyor.. Ben de Berkin'i sadece fotoğraflardan tanıyorum.. Hayatımda bizzat görmüşlüğüm yok.. Bu, bazıları gibi minik bir canın acısını en derinden hissetmeme engel değil.. Olmamalı.. Çünkü ben ruhumu üç beş liraya, bir paket makarnaya ya da cehalete satmadım.. Annem gibi vicdan sahibiyim.. Sabah uyurken beni telefonla arayarak, "Berkin'i kaybetmişiz" diye ağlayan annem gibi.. Etrafımdaki çoğu vicdanlı insan gibi.. Sokakta, hiç tanımadığı bir insan için gaz yemeyi göze alan yürekliler gibi.. Empati yapabiliyorum.. 15 yaşına komada girmiş, 16 kilo olarak hayata veda etmiş küçük bir yüreğin ailesi yerine kendimi koyabiliyorum ama ne yaparsam yapayım "su testisi su yolunda kırıldı" ya da"elinde sapan vardı ama" diyebilen insanları anlayamıyorum.. Dünyanın başka bir yerinde ölen çocuklar için arabasının arkasına o meşhur "dört parmak" işaretini yapıştıracak kadar hassas olabilen ama yanı başında zulüm içinde ölenleri görmeyen "hipermetrop" kişilerin ruh halini ve bakış açılarını çözemiyorum.. O çocuk size ne yaptı.. Adı üstünde çocuk.. Ekmek almaya giden çocuk ne yapabilir ki size ?? Üzerinize ekmek mi atar ?? O güzel yüzüyle gülümseyerek sizi mi incitir ?? Aklım almıyor.. Aslında anlamak da istemiyorum.. Bu kadar merhametsiz, hain olmayı anlayabildiğim zaman, onlar gibi olmaktan korkarım.. Eskiden gece sokaklarda karanlıkta bir başıma yürümekten korkardım.. Bugünse, cahil zihinlerle, gündüz vakti aynı sokakta yürümeye, aynı vapura binmeye, aynı şehirde nefes alıp vermeye korkuyorum.. Biliyorum ki cehalet beraberinde hainliği getirir.. Matematik bilmek şart değil.. Vicdan muhasebesi yapacak kadar insani "matematiğimiz" olsun yeter.. Biraz da yüreğimiz.. Körü körüne bir katili savunmak için değil, doğruları görüp ses çıkarabilmek için.. İçimizdeki gücü fark edelim.. Omuzumuzun üzerinde taşıdığımız kafamızın içindekini kullanalım.. Sol yanımızda durana kulak verelim.. Gözümüzün gördüğüne, kulağımızın duyduğuna inanalım.. Tüm bunları biraz da mantık süzgecinden geçirerek yapalım.. En önemlisi sessiz ve tepkisiz kalmayalım.. Facebook'ta, Twitter'da siyaset yapmak size "klavye delikanlılığı" gibi gelebilir.. Siyaset yapmayın zaten.. Gördüğünüzü, duyduğunuzu paylaşın.. Belki birilerini utanır, belki birileri bunca insanın boşa kürek çekmediğini görür.. Ne kadar güçlü olduğumuzu, azımsanmayacak bir çoğunluğun aslında gözünün açık olduğunu.. Değişmesi gerekenler, zamanı gelince değişecektir.. Bu, sandığımız gibi bir gecede olmayacak tabi.. Masallardaki sihirli bir değneğe en çok şu an ihtiyacımız var, evet.. Ona rastlayan olursa haber versin, yoksa ses çıkarmaya, tek yürek olmaya devam.. O gün bakkala giderken "Aney senin ayağın sakat, bir olay olursa kaçamazsın, ben gideyim ekmeğe, hem sokakta arkadaş bulursam kahvaltıya getirebilir miyim?" diyen Berkin, "Berkinimiz", saflığıyla, temizliğiyle bu dünyaya fazla geldi.. Şimdi onu rahat bırakın da, ait olduğu yerde, cennette huzurla uyusun.. En büyük sabırlar ve kuvvet de ailesinin olsun..7 Mart 2014 Cuma
Gidenler Hiç Yaşlanmaz
Doğum günü.. Okurken ne kadar da neşeli geliyor kulağa, değil mi ?? Her zaman öyle olmuyor maalesef.. Bir doğum günü var, bir de gidenlerin doğum günü.. Onlar aramızdan ayrılıyor, bilmediğimiz bir yerde, bilmediğimiz bir zamanda kavuşmak için bizi bekliyorlar.. Onları yalnızca doğum ya da ölüm günlerinde hatırlamıyoruz tabi.. Günün herhangi bir zamanı aklımıza geliyorlar, olmadık bir yerde, olmadık bir şey bizi alıp onlara götürüyor.. Sadece, o iki günde canımız biraz daha yanıyor.. Anılar sanki birikip koca bir çuval olup üstümüze üstümüze geliyor.. Yine de onları en güzel haliyle hatırlayıp geçirdiğimiz vakitleri kâr sayıyoruz.. "Şimdi yanımda olsa şöyle derdi, şunu yapardı" diyoruz.. Aslında gidenler hiç yaşlanmıyor.. Hep son gördüğümüz halleriyle kucaklıyorlar bizi.. Yıllar geçse de yaşlanmıyorlar.. Sen gideli 4 sene oluyor pamuğum.. Zamanın izafi olduğunu kanıtlarcasına, hem çok kısa, hem de yüzyıllar gibi geçen 4 sene.. Seni unutmuyoruz, yokluğa belki alışıyor insan ama acını ve sevgini içimizde taşıyoruz hep.. İnsanız işte, duran dünyamızı döndürüyoruz mecburen.. Mutluymuş gibi yapıyoruz, canımız yanmıyormuş gibi.. Her sene doğum gününden bir gün önce yanıma gelip "yarın benim doğum günüm biliyor musun" derdin.. Merak etme, ben yine bir gün önce yanıma geldiğini farz ediyorum.. Küçük bir dilim pasta yiyip, sonra "ama bu çok tatlı değilmiş zaten" diyerek gizlice yediğin o ikinci dilimle hatırlıyorum seni.. Ben de aynını yapıyorum, ne de olsa senden miras.. Seni çok özlüyoruz, ama inanıyoruz ve biliyoruz ki sen şu an orada mutlusun.. Bizden ayrısın ama elin hep üzerimizde.. Bizim de aklımız ve kalbimiz her daim seninle.. Sevdiğin şeyleri yaparken hep seni anıyoruz.. Sana buradan hediye yollayamıyorum, öteki tarafta sıkı denetim varmış gümrükten pasta geçmeyebilir.. O yüzden kendimce yapabildiğim en anlamlı şeyi, bu yazıyı sana yolluyorum.. Seni çok seviyoruz, iyi ki doğmuşsun pamuk..
27 Ocak 2014 Pazartesi
İşte Bunlar Hep İnsülin Direnci
Bugün pazartesi, çoğu çalışan için sendromlu, çoğu kilo fazlası olan için rejimli bir gün.. Benim içinse sadece pazartesi.. Ben de çalışıyorum ama freelance olduğu için sendromum yok ve evet ben de kiloluyum ama freelance kilolu olduğum için pazartesi değil çarşamba başlıyorum rejime.. Daha önceki yazılarımdan da anlayabileceğiniz gibi bünyesi narin lakin kalıplı bir kimseyim.. Kalıp dediysem cupcake kalıbı değil altın günü boyu kekleri için olanlardanım.. Dünyaya 3.250 gram geldim, ilkokuldaki 3 senelik alerji tedavisi sonrası midem, annemden gizli bana tatlı temin eden babamın da katkılarıyla bir daha daralmamak üzere genişledi.. Birkaç yıl önce de insülin direncim olduğunu öğrendim. İnsülin direncini basitçe ' tatlı yemezse ölecek hastalığı' olarak açıklayabilirim.. Hani manasızca canınız sürekli tatlı ister, bulamayınca "çikolata bulun bana yoksa çocuklarımı keserim" kıvamına gelirsiniz ya işte o namussuz bu oluyor. Biraz daha açmak gerekirse, insülin direnci olan kişiler yemek yediğinde vücutta oluşan şeker miktarını düşürmek için bünye deli gibi insülin salgılamaya başlıyor ve bunun sonucunda kan şekeri fazlasıyla düşüyor, böylece hiçbir şey yememiş gibi hissedip sürekli yemek istiyorsunuz.. Bir nevi "50 First Dates" filmindeki Drew abla durumu.. Ben de durumumun bu olduğunu öğrenince, bittabi çoğu Türk vatandaşı gibi ilaçlarımı bir ay içip bıraktım, hekimlerden de olabildiğince uzak durdum.. Beş ay önce de işten ayrılarak, evdeki berjerde yaşamımı sürdürmeye başladım.. Kucağımda laptop, yanımdaki sehpada yedekli küllüklerimle hareket sarfiyatından da kaçınarak, asgari bir enerji harcamasıyla günlerimi geçirdim.. Ayak kemiğimdeki deformasyonun da bana verdiği yetkiye dayanarak yürüyüşten de uzak durdum ve birçok taksici abimizin evine hatrı sayılır miktarda katkıda bulundum.. Kime sorsanız aslında çok yemiyordum ama sürekli büyüyordum.. Yemek düzenim yoktu ve madde bağımlısı gibi canım sürekli tatlı çekiyordu.. Bunun da ailemden miras şeker hastalığı yüzünden olduğunu bilerek rahat rahat yiyordum.. İki hafta önce yapılan rutin tahlillerle artık reddi miras yapmaya karar verdim ve doktora giderek insülin direncime savaş açmayı kafaya koydum.. Yıllar içinde çoğu başarılı diyet deneyimlerim oldu, fakat insanlara karşı olan sabrımı kendime gösteremedim ve verdiğim kiloları promosyonu olan diğer kilolarla geri aldım.. Halkın Sibel Can'ı oldum.. Dershanedeki tarih hocam adımı unutup bana sürekli Sibel Can dediğinde aslında pek yanılmıyormuş.. Profesyonel tombik olarak giyinmeyi çok iyi öğrendim ve "amaan diyetle uğraşacağıma kıyafet hileleriyle bu işi hallederim ben" deme gafletinde bulundum.. Oysa ki sorun görünüşten ziyade sağlık olmalıydı.. Etraftan gelen "ayy yüzün çok güzel" laflarına hatta "kilo da sana yakışıyor" gazlarıyla bildiğim yanlış yolda yürümeye devam ettim.. Hayır kilo kimseye yakışmıyor, yakışmaz.. Herkes 60lardaki Twiggy gibi olmak zorunda değil ama sağlıklı bir bünye için de bir Bestami yahut katil balık Orka olmaktan sakınmak lazım.. İnsanlarda en az kilo kadar bol olan bir şey varsa o da bahanelerdir.. Her pazartesi, en geç perşembe sonlanan diyetlere başlamak için doğru zamanı bulamayız hiç.. Neticede bir kaplumbağa yahut bir karga değiliz, ortalama ömrümüz belli.. Şansımızı çok zorlamadan doğru zamanı kendimiz yaratmalıyız.. Kendimizi motive etmeliyiz.. Bundan 5 sene önce safra kesemin alınmasını gerektiğini ve o zamana kadar bir buçuk ay yağlı hiçbir şey yemememin lazım geldiğini aksi takdirde apandisit gibi patlayabileceğini öğrendiğimde korkumdan bir buçuk ayda 15 kilo vermiştim.. Can tatlı tabi.. O zamanlar annemin "aaa çocuğumun diz kapakları da varmış" cümlesini kurduğunu çok net hatırlıyorum.. 2 sene önceki kotuma girebildiğimde yüzümdeki gurur ve sevinç, Dünya Kupası'nda 94. dakikada Senagal'e gol atan İlhan Mansız'da yoktur herhalde.. Şu anda da, iki haftadır ilacımı alıyorum ve inanılmaz biçimde acıkmıyorum.. Porsiyonlarım kendiliğinden küçüldü ve en önemlisi çikolata dahi çekmiyor canım.. Diyeceğim o ki gönül dostlarım, farkında olmadan durmaksızın alınan kiloların altında mutlaka bir sağlık sorunu vardır.. Benim gibi ihmal etmeyin.. Kendinizi her halinizle sevmeye devam edin ama vücudunuza da eziyet etmeyin.. İnsan içinde bulunduğu vücuda o kadar alışıyor ki, kaç kilo olursa olsun kendini minik bir kelebek, zarif bir kuğu gibi hissediyor.. Hele kendini arkadan göremedği için minik bir kuş edasıyla süzülüyor.. Fotoğraflarda ise aslında kuğudan ziyade sevimli bir kutup hayvanını (ben ayı demedim siz dediniz, duydum şu an) andırdığını anlıyor.. Bunu engellemek için de fotoğraf hilelerine başvuruyor.. En başlıca fotoğraf hileleri arasında, gıdığın çıkmaması için tepeden çekim, kafayı geriye atma, kalabalık içindeyseniz araya girerek poz verme, mümkünse tam vücut değil portre çalışmalarda yer almak geliyor.. Facebook'ta, Instagram'da ince boyunlu olanlarımızın, gerçek hayatta birer Süleyman Demirel gıdığına sahip olduğunu hepimiz biliyoruz, gıdıks don't lie ! Velhasılıkelam elimde ilacım, çarşamba günü listem, "sen mi büyüksün insülin direnci ben mi?" nidalarıyla savaşımı ilan ediyorum.. Bu yazıyı okuyan bütün kilodaşlarımın da, küçülmeleri için bir adım atarak içlerindeki gücü ortaya çıkarmalarını ve kuvvetli olmalarını diliyorum.. Buseler..
17 Ocak 2014 Cuma
Minik Kahraman
Süpermen, Örümcek Adam, Batman..
Herkesin bir kahramanı vardır, benim kahramanım onlardan biraz
farklı.. Pelerini yok, kolundan ağ fırlatıp duvarlara
tırmanamıyor ama en az onlar kadar süper biri.. O benim annem..
Kendimi bildim bileli sabırlı, adaletli, güzel ve fedakar..
Olaylar karşısında ne olursa olsun
soğukkanlılığını yitirmemeyi ondan öğrendim ben.. Merhametin
herkeste olmadığını ama olması gerektiğini, iyilik yaparken
karşındaki istediği için değil, karşılık beklemeden kendin
ona yardım etmek istediğin için yapmanın doğru olduğunu
böylelikle daha az hayal kırıklığına uğrayabileceğini de..
Sevginin en büyük iyileştirici güç olduğunu o gösterdi bana..
Hayatta kendinden daha değerli olan tek varlığın evlatları
olduğunu öğretti.. Affediciliğin büyüklüğünü de onunla
öğrendim.. Haksız olduğu durumlarda benim gibi kendini yiyerek
değil vakur duruşuyla sebat etmesini ve karşılığını alamasa
da yine bizlere sığınmasına ve bunu her defasında aynı derecede sabırla
yapmasına, hayatta başına ne gelirse gelsin iyimserliğini yitirmeyip pes etmemesine, bunu kendi için değil evlatlarına karşı güçlü durma ihtiyacı hissettiğinden dolayı yapmasına hayran kaldım.. Kendi hırslarından hesaplaşmalarından
arınıp evlatları için her şeyi göze alabilmesine saygı duydum.. Beni hiçbir konuda baskı altına almayışı, bana ne
olursa olsun gösterdiği ve hissettirdiği sonsuz güven ve anlayış
benim şahsiyetimin de oluşmasında en büyük etkenlerdir..
Evlenmek kavramı bende hep korkutucu bir yere
sahip olmuştur.. Belki de en büyük korkum onun gibi bir anne olamamak..
Eğer bir gün evladım olursa en az onun kadar güçlü bir yapıya
sahip olamayacağımı bilmek.. Süper olduğuna bakmayın, onun da zayıf yanları var tabi..
Mesela çikolataya olan zaafı.. Onunla bugüne kadar ters düşüp
tartıştığım konuların hepsinin ortak nedeni benim
çikolatalarımı yemesidir.. Ayşen Gruda domates güzeli olabilir ama benim annem de halis mulis çikolata güzelidir.. Bugüne
kadar hayatta kimseyi sahip olduklarından dolayı kıskanmadım ama eğer o başkasının annesi olsaydı sanırım
kıskanırdım, hem de çok.. Kendisi yarın her sene olduğu gibi kırkına basıyor.. Yaşlanmıyor, hala büyüyor.. İyi ki doğdun en "anne" anne.. İyi ki doğdun minik sevgilim.. Buseler..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



