Yazarken de, konuşurken de girizgah birden kendiliğinden gelmezse giriş yapamayıp "Gideyim ben ingilizcem bitti" gibi kalakalıyorum.. Şu anda girişemiyorum, dolayısıyla siz kafanızda münasip bir girizgah oluşturup okumaya başlayabilirsiniz.. Bu defa sizi şaşırtıp diyetten bahsetmeyeceğim..Yoo yoo kilo vermem durmadı, hatta bi iki kilo falan da almadım, o yüzden konuyu burada kapatacağım.. Lâkin merak edenler için söyleyeyim aldığım kiloları iki günde iadeli taahütlü yolladım, yine sağlıklı ama gönülsüz beslenmeye devam.. Bugünkü (itiraf ediyorum bugünkü mü, bugünki mi diye google amcaya sordum, doğrusunu yazmışım, bugünkü olacak) konumuz değişim ya da değişemeyişim.. Kendime göre bir değişim içindeyim ve buna benim için en zor olan yerden yani pisboğazımdan başladım.. Oluyor gibi de.. Ama sanki dahası lazım.. Az evvel bir film izleyeyim dedim, Netflix'te 10 tur attım ve dönüp dolaşıp evvelden 100 kere izlediğim bir filmi açtım.. Size de öyle oluyor mu? Yani bana sürekli günlerden perşembeymiş gibi, hep tbt.. Hep 90lar Türkçe pop (hatta şu an bile Kalmadı çalıyor), hep Lüküs Hayat, hep lise yıllığı gibi.. Acaba dedim, değişimden korkuyor olabilir miyim? Eskici olduğum kadar zekiyim de gördüğünüz gibi.. Gerçi en son değişim için saçımı kestireyim dediğimde kuaför beni dertli gönüllere giren Zeki Müren'e çevirmişti.."Güzel günler sana gelmez, sen onlara yürüyeceksin" lafını anlamışım da yanlış anlamışım gibi.. Ben hep geriye yürüyorum, belki de ondan gelmiyor güzel günler.. İnsan geride neler olduğunu bildiği için korkusuzca gidiyor da, ileride onu neler bekliyor bilemiyor işte.. Ben bunların sorumlusunu biliyorum, elbette yengeç burcu olmak.. Bir kova yahut boğa olsaydım, görün bakın Mirkelam gibi nasıl koşuyordum yarınlara.. Yine de diyorum bize verilmiş bir hayat var.. Yani en azından bizim bildiğimiz.. O yüzden acaba korkmadan yürüsek mi?? Vursak totosuna rahvan mı gitse?? İnceldiği yerden kopar en fazla.. Olursa olur, olmazsa çikolata yeriz.. Dönüp dolaşıp konu hangi ara çikolataya geldi bilmiyorum =( Neyse ben biraz aç karnına düşüneyim, guruldayan mideme kulak vereyim belki o bana gelecekten güzel haberler getirir.. Siz de gidin bari bir kestanedir, bozadır, saleptir bir şeyler yiyip için... Fevkalede lüzumsuz yazıma burada son verirken hepinizi yerim demek istiyorum, çünkü açken herkesi ve her şeyi yemek olarak görüyorum.. Buseler..herhangi hayatlar
30 Ocak 2020 Perşembe
Değişik Durumlar
Yazarken de, konuşurken de girizgah birden kendiliğinden gelmezse giriş yapamayıp "Gideyim ben ingilizcem bitti" gibi kalakalıyorum.. Şu anda girişemiyorum, dolayısıyla siz kafanızda münasip bir girizgah oluşturup okumaya başlayabilirsiniz.. Bu defa sizi şaşırtıp diyetten bahsetmeyeceğim..Yoo yoo kilo vermem durmadı, hatta bi iki kilo falan da almadım, o yüzden konuyu burada kapatacağım.. Lâkin merak edenler için söyleyeyim aldığım kiloları iki günde iadeli taahütlü yolladım, yine sağlıklı ama gönülsüz beslenmeye devam.. Bugünkü (itiraf ediyorum bugünkü mü, bugünki mi diye google amcaya sordum, doğrusunu yazmışım, bugünkü olacak) konumuz değişim ya da değişemeyişim.. Kendime göre bir değişim içindeyim ve buna benim için en zor olan yerden yani pisboğazımdan başladım.. Oluyor gibi de.. Ama sanki dahası lazım.. Az evvel bir film izleyeyim dedim, Netflix'te 10 tur attım ve dönüp dolaşıp evvelden 100 kere izlediğim bir filmi açtım.. Size de öyle oluyor mu? Yani bana sürekli günlerden perşembeymiş gibi, hep tbt.. Hep 90lar Türkçe pop (hatta şu an bile Kalmadı çalıyor), hep Lüküs Hayat, hep lise yıllığı gibi.. Acaba dedim, değişimden korkuyor olabilir miyim? Eskici olduğum kadar zekiyim de gördüğünüz gibi.. Gerçi en son değişim için saçımı kestireyim dediğimde kuaför beni dertli gönüllere giren Zeki Müren'e çevirmişti.."Güzel günler sana gelmez, sen onlara yürüyeceksin" lafını anlamışım da yanlış anlamışım gibi.. Ben hep geriye yürüyorum, belki de ondan gelmiyor güzel günler.. İnsan geride neler olduğunu bildiği için korkusuzca gidiyor da, ileride onu neler bekliyor bilemiyor işte.. Ben bunların sorumlusunu biliyorum, elbette yengeç burcu olmak.. Bir kova yahut boğa olsaydım, görün bakın Mirkelam gibi nasıl koşuyordum yarınlara.. Yine de diyorum bize verilmiş bir hayat var.. Yani en azından bizim bildiğimiz.. O yüzden acaba korkmadan yürüsek mi?? Vursak totosuna rahvan mı gitse?? İnceldiği yerden kopar en fazla.. Olursa olur, olmazsa çikolata yeriz.. Dönüp dolaşıp konu hangi ara çikolataya geldi bilmiyorum =( Neyse ben biraz aç karnına düşüneyim, guruldayan mideme kulak vereyim belki o bana gelecekten güzel haberler getirir.. Siz de gidin bari bir kestanedir, bozadır, saleptir bir şeyler yiyip için... Fevkalede lüzumsuz yazıma burada son verirken hepinizi yerim demek istiyorum, çünkü açken herkesi ve her şeyi yemek olarak görüyorum.. Buseler..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)