27 Ocak 2014 Pazartesi
İşte Bunlar Hep İnsülin Direnci
Bugün pazartesi, çoğu çalışan için sendromlu, çoğu kilo fazlası olan için rejimli bir gün.. Benim içinse sadece pazartesi.. Ben de çalışıyorum ama freelance olduğu için sendromum yok ve evet ben de kiloluyum ama freelance kilolu olduğum için pazartesi değil çarşamba başlıyorum rejime.. Daha önceki yazılarımdan da anlayabileceğiniz gibi bünyesi narin lakin kalıplı bir kimseyim.. Kalıp dediysem cupcake kalıbı değil altın günü boyu kekleri için olanlardanım.. Dünyaya 3.250 gram geldim, ilkokuldaki 3 senelik alerji tedavisi sonrası midem, annemden gizli bana tatlı temin eden babamın da katkılarıyla bir daha daralmamak üzere genişledi.. Birkaç yıl önce de insülin direncim olduğunu öğrendim. İnsülin direncini basitçe ' tatlı yemezse ölecek hastalığı' olarak açıklayabilirim.. Hani manasızca canınız sürekli tatlı ister, bulamayınca "çikolata bulun bana yoksa çocuklarımı keserim" kıvamına gelirsiniz ya işte o namussuz bu oluyor. Biraz daha açmak gerekirse, insülin direnci olan kişiler yemek yediğinde vücutta oluşan şeker miktarını düşürmek için bünye deli gibi insülin salgılamaya başlıyor ve bunun sonucunda kan şekeri fazlasıyla düşüyor, böylece hiçbir şey yememiş gibi hissedip sürekli yemek istiyorsunuz.. Bir nevi "50 First Dates" filmindeki Drew abla durumu.. Ben de durumumun bu olduğunu öğrenince, bittabi çoğu Türk vatandaşı gibi ilaçlarımı bir ay içip bıraktım, hekimlerden de olabildiğince uzak durdum.. Beş ay önce de işten ayrılarak, evdeki berjerde yaşamımı sürdürmeye başladım.. Kucağımda laptop, yanımdaki sehpada yedekli küllüklerimle hareket sarfiyatından da kaçınarak, asgari bir enerji harcamasıyla günlerimi geçirdim.. Ayak kemiğimdeki deformasyonun da bana verdiği yetkiye dayanarak yürüyüşten de uzak durdum ve birçok taksici abimizin evine hatrı sayılır miktarda katkıda bulundum.. Kime sorsanız aslında çok yemiyordum ama sürekli büyüyordum.. Yemek düzenim yoktu ve madde bağımlısı gibi canım sürekli tatlı çekiyordu.. Bunun da ailemden miras şeker hastalığı yüzünden olduğunu bilerek rahat rahat yiyordum.. İki hafta önce yapılan rutin tahlillerle artık reddi miras yapmaya karar verdim ve doktora giderek insülin direncime savaş açmayı kafaya koydum.. Yıllar içinde çoğu başarılı diyet deneyimlerim oldu, fakat insanlara karşı olan sabrımı kendime gösteremedim ve verdiğim kiloları promosyonu olan diğer kilolarla geri aldım.. Halkın Sibel Can'ı oldum.. Dershanedeki tarih hocam adımı unutup bana sürekli Sibel Can dediğinde aslında pek yanılmıyormuş.. Profesyonel tombik olarak giyinmeyi çok iyi öğrendim ve "amaan diyetle uğraşacağıma kıyafet hileleriyle bu işi hallederim ben" deme gafletinde bulundum.. Oysa ki sorun görünüşten ziyade sağlık olmalıydı.. Etraftan gelen "ayy yüzün çok güzel" laflarına hatta "kilo da sana yakışıyor" gazlarıyla bildiğim yanlış yolda yürümeye devam ettim.. Hayır kilo kimseye yakışmıyor, yakışmaz.. Herkes 60lardaki Twiggy gibi olmak zorunda değil ama sağlıklı bir bünye için de bir Bestami yahut katil balık Orka olmaktan sakınmak lazım.. İnsanlarda en az kilo kadar bol olan bir şey varsa o da bahanelerdir.. Her pazartesi, en geç perşembe sonlanan diyetlere başlamak için doğru zamanı bulamayız hiç.. Neticede bir kaplumbağa yahut bir karga değiliz, ortalama ömrümüz belli.. Şansımızı çok zorlamadan doğru zamanı kendimiz yaratmalıyız.. Kendimizi motive etmeliyiz.. Bundan 5 sene önce safra kesemin alınmasını gerektiğini ve o zamana kadar bir buçuk ay yağlı hiçbir şey yemememin lazım geldiğini aksi takdirde apandisit gibi patlayabileceğini öğrendiğimde korkumdan bir buçuk ayda 15 kilo vermiştim.. Can tatlı tabi.. O zamanlar annemin "aaa çocuğumun diz kapakları da varmış" cümlesini kurduğunu çok net hatırlıyorum.. 2 sene önceki kotuma girebildiğimde yüzümdeki gurur ve sevinç, Dünya Kupası'nda 94. dakikada Senagal'e gol atan İlhan Mansız'da yoktur herhalde.. Şu anda da, iki haftadır ilacımı alıyorum ve inanılmaz biçimde acıkmıyorum.. Porsiyonlarım kendiliğinden küçüldü ve en önemlisi çikolata dahi çekmiyor canım.. Diyeceğim o ki gönül dostlarım, farkında olmadan durmaksızın alınan kiloların altında mutlaka bir sağlık sorunu vardır.. Benim gibi ihmal etmeyin.. Kendinizi her halinizle sevmeye devam edin ama vücudunuza da eziyet etmeyin.. İnsan içinde bulunduğu vücuda o kadar alışıyor ki, kaç kilo olursa olsun kendini minik bir kelebek, zarif bir kuğu gibi hissediyor.. Hele kendini arkadan göremedği için minik bir kuş edasıyla süzülüyor.. Fotoğraflarda ise aslında kuğudan ziyade sevimli bir kutup hayvanını (ben ayı demedim siz dediniz, duydum şu an) andırdığını anlıyor.. Bunu engellemek için de fotoğraf hilelerine başvuruyor.. En başlıca fotoğraf hileleri arasında, gıdığın çıkmaması için tepeden çekim, kafayı geriye atma, kalabalık içindeyseniz araya girerek poz verme, mümkünse tam vücut değil portre çalışmalarda yer almak geliyor.. Facebook'ta, Instagram'da ince boyunlu olanlarımızın, gerçek hayatta birer Süleyman Demirel gıdığına sahip olduğunu hepimiz biliyoruz, gıdıks don't lie ! Velhasılıkelam elimde ilacım, çarşamba günü listem, "sen mi büyüksün insülin direnci ben mi?" nidalarıyla savaşımı ilan ediyorum.. Bu yazıyı okuyan bütün kilodaşlarımın da, küçülmeleri için bir adım atarak içlerindeki gücü ortaya çıkarmalarını ve kuvvetli olmalarını diliyorum.. Buseler..
17 Ocak 2014 Cuma
Minik Kahraman
Süpermen, Örümcek Adam, Batman..
Herkesin bir kahramanı vardır, benim kahramanım onlardan biraz
farklı.. Pelerini yok, kolundan ağ fırlatıp duvarlara
tırmanamıyor ama en az onlar kadar süper biri.. O benim annem..
Kendimi bildim bileli sabırlı, adaletli, güzel ve fedakar..
Olaylar karşısında ne olursa olsun
soğukkanlılığını yitirmemeyi ondan öğrendim ben.. Merhametin
herkeste olmadığını ama olması gerektiğini, iyilik yaparken
karşındaki istediği için değil, karşılık beklemeden kendin
ona yardım etmek istediğin için yapmanın doğru olduğunu
böylelikle daha az hayal kırıklığına uğrayabileceğini de..
Sevginin en büyük iyileştirici güç olduğunu o gösterdi bana..
Hayatta kendinden daha değerli olan tek varlığın evlatları
olduğunu öğretti.. Affediciliğin büyüklüğünü de onunla
öğrendim.. Haksız olduğu durumlarda benim gibi kendini yiyerek
değil vakur duruşuyla sebat etmesini ve karşılığını alamasa
da yine bizlere sığınmasına ve bunu her defasında aynı derecede sabırla
yapmasına, hayatta başına ne gelirse gelsin iyimserliğini yitirmeyip pes etmemesine, bunu kendi için değil evlatlarına karşı güçlü durma ihtiyacı hissettiğinden dolayı yapmasına hayran kaldım.. Kendi hırslarından hesaplaşmalarından
arınıp evlatları için her şeyi göze alabilmesine saygı duydum.. Beni hiçbir konuda baskı altına almayışı, bana ne
olursa olsun gösterdiği ve hissettirdiği sonsuz güven ve anlayış
benim şahsiyetimin de oluşmasında en büyük etkenlerdir..
Evlenmek kavramı bende hep korkutucu bir yere
sahip olmuştur.. Belki de en büyük korkum onun gibi bir anne olamamak..
Eğer bir gün evladım olursa en az onun kadar güçlü bir yapıya
sahip olamayacağımı bilmek.. Süper olduğuna bakmayın, onun da zayıf yanları var tabi..
Mesela çikolataya olan zaafı.. Onunla bugüne kadar ters düşüp
tartıştığım konuların hepsinin ortak nedeni benim
çikolatalarımı yemesidir.. Ayşen Gruda domates güzeli olabilir ama benim annem de halis mulis çikolata güzelidir.. Bugüne
kadar hayatta kimseyi sahip olduklarından dolayı kıskanmadım ama eğer o başkasının annesi olsaydı sanırım
kıskanırdım, hem de çok.. Kendisi yarın her sene olduğu gibi kırkına basıyor.. Yaşlanmıyor, hala büyüyor.. İyi ki doğdun en "anne" anne.. İyi ki doğdun minik sevgilim.. Buseler..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
