29 Aralık 2016 Perşembe

Evlat Olsa Sevilmeyecek Bir Yıl



Ben çift sayıcıyımdır.. Tek sayıları pek sevmem.. Bu sebeple, 2016 yılıyla ciddi düşünüyordum.. Gel gör ki, gelen gideni arattı.. Hiçbir sayı bu kadar beddua, ah alıp, küfür işitmemiştir herhalde.. Uzaylıları bilemem ama dünya olarak, ülke olarak pek de iyi günler geçirmedik.. Artan vahşet, tecavüz suçları, duyarsızlaşan, birbirine düşman olması için gözünün üzerinde kaş olması kâfi gelen şiddet yanlısı insanlar.. Yanarak yaşamını kaybeden çocuklar, yitirilen gencecik evlatlar, şehitlerimiz.. Bir anda ne olduğumuzu anlamadığımız, korku filmi izler gibi ekrandan takip ettiğimiz nurtopu gibi bir darbe kalkışması.. Patlamalar, cinayetler, katliamlar.. Vallahi ben yazarken şiştim, yaşarken ne yapalım.. Yine de, bu menfur yıldan öğrendiğimiz birtakım şeyler oldu.. Polyanna misali totoyu kurtardığımıza şükretmeyi öğrendik.. Super Mario kafayı kutucuklara vurup altın toplar ya, biz de metrobüse binip sapasağlam indiğimizde görevini başarıyla tamamlamış ve hiç yanmamış full canlı Mario misali sevinmeyi öğrendik.. Bir yerde patlama, karışıklık olduğunda bizi kimlerin önemsediğini öğrendik.. Whatsapp gruplarında ayda bir, hatta bazen haftada bir "herkes iyi mi?" yazmayı kanıksadık.. Ülkece önce "kınamayı", yetmezse "lanetlemeyi" vazife belledik.. Street Fighter'da bir hareket olarak aşina olduğumuz Sonic Boom'un (alekspuuu olarak da bilinir) esasen ne manaya geldiğini, 15 Temmuz gecesi, tabiri caizse donumuza doldurarak bizzat deneyimledik .. Küçük enişte misali, doları tutmadık salıverdik aldı başını gitti.. Sosyal mecralarda fotoğraf paylaşmadan önce aramaya inandık ve ortalık sakin mi, bir olay var mı diye, yoklama çekerek duyarlılıkta bir dünya markası olduk.. Bense kendi adıma evden çıkarken kimseyle kavga etmemeyi, küs ayrılmamayı öğrendim.. Çünkü, kapıdan çıktığımız hiçbir gidişin dönüş garantisi yok.. Biletimiz bazen tek gidiş de olabilir.. İşte bu yüzden, yeni yıldan tek beklentim, sağlıkla yaşamımı sürdürebilmek ve sevginin ve merhametin insanlığı ayakta tutabilmesi..  Bir de sokakta daha az kedi nüfusu olsun, hepsi olamasa da çoğunun sıcacık yuvaları olsun.. İşte biz böyle saf insanlarız.. Saat 00:01 olduğunda, her şeyin bir anda sihirli değnek değmişçesine sıfırlanıp yenileneceğimize inanan insanlar.. O yüzden bize bu kadar zulmetme hayat, gülümsememizi ve umutlarımızı bizden alma.. İnsanlığa iyilik, birlik, mutluluk getir.. "Sen 2017'ye girme ulan ayı" dediğiniz birileri varsa hadi onları da affedin gitsin, kendilerine evrende münasip bir yer bulup yaşarlar.. Kime göre, neye göre "iyi" bilmem ama bu defa iyi bir sene olsun.. Buseler..

1 Aralık 2016 Perşembe

Boyumuz Kısa Diye Mi, Güzel Günleri Göremiyoruz

 Her sabah uyandığımda, yatakta 10 dakika tavana bakarak saygı duruşumu tamamladıktan sonra alıyorum elime telefonumu.. Ben uyurken olan biteni öğrenmek için korka korka Twitter ve Ekşi'ye bakıyorum.. Korkuyorum, çünkü uzun süredir güne hep felaket haberleriyle başlayıp felaket haberleriyle günü bitiriyoruz.. Artık haber izleyemez olduk ama uzay boşluğundan düşmüş bir varlık gibi etraftan bihaber de olamıyoruz.. Son birkaç senedir haber bültenlerindeki  hayırlı ya da iç açıcı haberler hayvanat bahçesinde yeni doğum yapmış bir panda ya da Ramazan'da verilen sütlaç tarifi.. Çoğu kanal hükümet aşığı olduğundan muhalefete saydırıyor, geri kalan da mümkün mertebe etliye sütlüye karışmıyor.. Facialar olduktan sonra malumunuz yayın yasakları geliyor.. Biz de rutine bağladık, çeşitli sosyal mecralardan isyan ediyoruz.. Edince "klavye delikanlısı" oluyoruz, eleştiriliyoruz.. Etmesek gönül razı değil.. Ben de çoğu zaman içimdeki öfkeyi ve acıyı durduramıyorum,  sokağa çıkıp bağırmak istiyorum.. Onun yerine sosyal medyada yakarışlarda bulunuyorum.. Neye faydası var bilmiyorum ama kayıtsız kalamıyorum.. Sonra günlük hayatıma devam ediyorum elbette.. Bir an geliyor, bunca ölümün, kazanın, belanın arasında yaşamaya utanıyorum.. Dışarı çıkıp, gülüp, eğlendiğimde ülkenin bir yerinde acı çeken insanlar aklıma geliyor, nefes almak, yaşamak ihanet gibi geliyor.. Nasıl denir, içim hiç rahat etmiyor.. Tabi ki dünyada herkesin eşit şartlarda  yaşamasına imkân yok, birileri kazanırken birileri kaybediyor.. Birileri doğuyor, birileri ölüyor.. Ama işte, o kadar zor günler geçiriyoruz ki, o kadar haksızlık gördü ki bu gözler insan hayatı sorgulamadan "neden?" demeden yapamıyor.. Benim evladım yok ama gözümden bile sakındığım, bu kötü dünyada onlara sarılarak, onları severek sığındığım 3 kedim var.. En son, 2 numara böbrek taşı ameliyatı olacak diye ailecek iki gece uyuyamadık..  Aladağ'da yangında ölen o çocukları düşünüyorum.. Her gün canlarını veren askerciklerimizi .. Ben, doğurmadığım 3 kediye böylesine bağlanmışken, o evlatların anneleri, babaları ne durumdadır, nasıl atlatırlar bu acıyı.. İnsan işin içinden çıkamıyor.. Toplum olarak koca bir travma denizinde yüzüyoruz.. Boğulanları görüyoruz, belki yanı başımızdalar ama elimizi uzatıp tutamıyoruz.. İşin en kötü yanı da, tüm bu yaşadıklarımızı, ölümleri, felaketleri kanıksıyoruz, alışıyoruz.. Biri mi öldü, hopp İnstoşta fotoğrafını paylaş, altına yazıyı da döşe, hadi güle güle.. Ölen daha öldüğünü idrak edemeden, biz hemen alışıveriyoruz.. Ölüm bir gerçektir, sürpriz değil elbet.. Yine de hazmetmesi bir süre alan bir durum, fakat biz alışmışız.. Acı çekmeye, acı çektirilmeye.. Nazım Hikmet'in çok sevdiğim mısralarında dediği gibi: en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı.. İlla bir acı çekeceksek, aşk acısı olsun.. Yeni gelin gibi, hem ağlayalım, hem de aşka gidelim.. Güzel günleri, akıl sağlığımızı yitirmeden görmek umuduyla.. Buseler.. 
                                       

17 Kasım 2016 Perşembe

Sana Sevdanın Yolları Bana "Darısı Başına'"lar

Uzun bir süre sonra tekrar merhaba.. Beni yeniden yazmaya mecbur bırakan konu hiç bitmek bilmeyen "evlilik" bekleyişi.. Bu seneyi de hamdolsun 5 (rakamla beş) düğünle kapadım.. Beşine de gelin değil davetli olarak katılım gösterdim.. Aldığım "darısı başına" larla hala evlenmemem, bilim dünyasında bir sakallı bebek olayı kadar şaşkınlıkla karşılanıyor.. Aile eşrafı şokta.. Piyasalar alt üst.. Dolar neden tavan yaptı sanıyorsunuz ?!?! Hepsinin sebebi benim bekarlığım.. Geçen gün bir tanıdığım, "ay kızcağız da evde kalmış neyse ki evlendi" dedi.. O kızcağız 30 yaşındaymış.. Benden iki yaş küçük yani.. Ama işte otuzu geçmiş ya, geçmiş olsun.. Benim hayatta büyük evliliğimi engelleyecek bir kariyer hedefim olmadı.. Evden pijamalarımla dünyanın bir ucuyla yazışıp işlerimi halledebiliyorum.. Çocukları çok severim ama bence en güzel çocuk arkadaşının çocuğudur.. Çünkü bir çocuğum olursa, biliyorum ki manyak korumacı ve panik bir anne olacağım.. Şimdilik kedilerimle idare ediyorum.. Etrafımda evli, çocuklu ve benim gibi "darısı başına" mağduru bir sürü arkadaşım var.. Bakıyorum da, bir evlenen pişman, bir de evlenmeyen.. Biraz anneanne, dede kafasındayım.. Evlenirsem "ya benimsin, ya toprağın" mantığıyla boşanma olaylarına son derece karşıyım.. O yüzden testi kırılmadan dayağımı atıyorum.. Evlenme programlarındaki gibi market rafından çikolata seçer gibi eş seçmek çok doğal, ama 32 yaşında olup evlenmemek, bir hayli garip.. İnsanların yuva kurmasını dilemek, tabiki de hoş bir şey.. Lakin bırakınız efendim isteyen istediği gibi yaşasın.. Her evlenmeyen evde kalmış değildir, hovardalık peşinde koşmak için bekar kalmıyordur.. Evlilik bir zorunluluk değil, tercihtir.. Ömrünün sonuna kadar beraber olacağı, bir arkadaş gibi eğlenip aynı zamanda yanında olan, aile gibi kollayan, zor günlerde onu bırakmayacak birini bulamamış olabilir.. O yüzden belli bir yaşa gelip evlenmemiş kimseleere hüzünlü gözlerle bakmayın, onlar hayatlarından gayet mutlu olabilir.. Hiç bunu düşündünüz mü?? İsyan yazıma sevdiğim bir Yiğit Özgür karikatürü ile son veriyorum, buseler..

5 Mart 2016 Cumartesi

Gidenler Hiç Yaşlanmaz

Sevdiğimiz birisini kaybedince,  kalbimizde 40 tane mum yanarmış.. Her gün biri sönermiş ama 40. mum hep yanarmış.. Kaybettiğimiz kişinin yokluğunu hiç unutmayalım diye.. Anneannem de benim kalbimde yanan 40. mum.. Bugün onun doğum günü.. O gideli tam 6 sene oluyor ama ben onu hep 76 yaşında hatırlıyorum.. Sık sık rüyamda görüyorum..  Hep neşeli ve genç.. Demek mutlu ve huzurlu oralarda diyorum.. Annemin de dediğine göre en sevdiğinin rüyasına gelirmiş, bizi bırakıp gidenler.. Teselli buluyorum ben de.. Uyanınca sanki gece yanıma gelmiş de "Tonton hanım hadi uyan öğlen oldu" demiş gibi hissediyorum.. Sanki 6 sene geçmemiş gibi... Hiç bizi bırakıp gitmemiş gibi.. Geçen zamanla hissedilen acı belki ters orantılı ama özlem aksine büyüyor.. Dünya dursun istesek de hayat bizi alıp götürüyor..  Herkesin anneannesi kendine göre en tontiktir, en güzel köfte ve patatesi o yapar.. En güzel kahkahaları o atar.. Bana göre de öyleydi.. Hayatımızdan eksilen tüm sevdiklerimiz gibi, onun gidişi de benden çok şey alıp götürse de hayata dair önemli dersler de verdi.. Onun gidişiyle ben de anladım ki, hayatta felaket olarak nitelendirdiğimiz durumlar hep başkalarının başına gelmezmiş.. İnsansak her şey bizim içinmiş.. Bir sabah uyandığımızda, o güne kadar yalnızca etraftan duyduğumuz bir acının baş kahramanı biz olabilirmişiz.. Gece nasıl bir sabaha uyanacağımızı, hatta belki de uyanamayacağımızı bilmeden uyurmuşuz.. Gidişi sadece bunları öğretmedi bana.. Hayatta daha dik durmayı, yanımızdakileri üzmemek için güçlü görünmeyi de öğrendim.. Tabiat itibariyle insanlara söylenmeyi pek sevmem.. Prensip olarak yalnızca annemin beynini yerim.. Ve bilirim ki büyük acılar sessizdir.. Hayatta küçük meseleleri sorun edenler, sürekli şikâyet halinde ortalıkta gezenler aslında en tasasız insanlardır.. Zaman zaman bunu hepimiz yapıyoruz.. Ta ki hayat bize ummadığımız anda bir tokat atana kadar.. O yüzden siz siz olun, hayatından memnun gibi görünen, elinden geldiğinde gülümseyen insanların da derdi yahut sıkıntısı olabileceğini aklınızdan çıkarmayın.. Mümkün mertebe anlayışlı olun, çünkü herkesin kalbinde sönmeyen bir mum vardır..İyi ki doğdun anneannem, bugün senin için bitmek bilmeyen diyetimi bozup bir dilim pasta yiyeceğim.. İlk lokmamda da senin "Yarın benim doğum günüm pasta almayı unutma" deyişini hatırlayıp gülümseyeceğim.. Sevdiklerinize sarılın, kollarınız boş kalmadan.. Buseler..