12 Mart 2014 Çarşamba

Hoşçakal Çocuk

Bu satırları yazarken saat 02:01.. Genelde geç uyurum, bu saatte ayakta olmam yeni bir durum değil, fakat bu gece farklı.. Başımı yastığa koyamıyorum.. İnsanlar sokakta "Berkin Elvan ölümsüzdür" diye bağırırken, Berkin tabutta uyurken, ailesi canlarını toprağa vermeye hazırlanırken uyuyamıyorum.. Belki bir şey yapamıyorum ama sessiz de kalamıyorum.. Ben sussam vicdanım susmuyor.. Öfkem susmuyor.. Sosyal medyada yazılanları gördükçe aklım şaşıyor, yüreğim bedenime dar geliyor.. Ben de Berkin'i sadece fotoğraflardan tanıyorum.. Hayatımda bizzat görmüşlüğüm yok.. Bu, bazıları gibi minik bir canın acısını en derinden hissetmeme engel değil.. Olmamalı.. Çünkü ben ruhumu üç beş liraya, bir paket makarnaya ya da cehalete satmadım.. Annem gibi vicdan sahibiyim.. Sabah uyurken beni telefonla arayarak, "Berkin'i kaybetmişiz" diye ağlayan annem gibi.. Etrafımdaki çoğu vicdanlı insan gibi.. Sokakta, hiç tanımadığı bir insan için gaz yemeyi göze alan yürekliler gibi.. Empati yapabiliyorum.. 15 yaşına komada girmiş, 16 kilo olarak hayata veda etmiş küçük bir yüreğin ailesi yerine kendimi koyabiliyorum ama ne yaparsam yapayım "su testisi su yolunda kırıldı" ya da"elinde sapan vardı ama" diyebilen insanları anlayamıyorum.. Dünyanın başka bir yerinde ölen çocuklar için arabasının arkasına o meşhur "dört parmak" işaretini yapıştıracak kadar hassas olabilen ama yanı başında zulüm içinde ölenleri görmeyen "hipermetrop" kişilerin ruh halini ve bakış açılarını çözemiyorum.. O çocuk size ne yaptı.. Adı üstünde çocuk.. Ekmek almaya giden çocuk ne yapabilir ki size ?? Üzerinize ekmek mi atar ?? O güzel yüzüyle gülümseyerek sizi mi incitir ?? Aklım almıyor.. Aslında anlamak da istemiyorum.. Bu kadar merhametsiz, hain olmayı anlayabildiğim zaman, onlar gibi olmaktan korkarım.. Eskiden gece sokaklarda karanlıkta bir başıma yürümekten korkardım.. Bugünse, cahil zihinlerle, gündüz vakti aynı sokakta yürümeye, aynı vapura binmeye, aynı şehirde nefes alıp vermeye korkuyorum.. Biliyorum ki cehalet beraberinde hainliği getirir.. Matematik bilmek şart değil.. Vicdan muhasebesi yapacak kadar insani "matematiğimiz" olsun yeter.. Biraz da yüreğimiz.. Körü körüne bir katili savunmak için değil, doğruları görüp ses çıkarabilmek için.. İçimizdeki gücü fark edelim.. Omuzumuzun üzerinde taşıdığımız kafamızın içindekini kullanalım.. Sol yanımızda durana kulak verelim.. Gözümüzün gördüğüne, kulağımızın duyduğuna inanalım.. Tüm bunları biraz da mantık süzgecinden geçirerek yapalım.. En önemlisi sessiz ve tepkisiz kalmayalım.. Facebook'ta, Twitter'da siyaset yapmak size "klavye delikanlılığı" gibi gelebilir.. Siyaset yapmayın zaten.. Gördüğünüzü, duyduğunuzu paylaşın.. Belki birilerini utanır, belki birileri bunca insanın boşa kürek çekmediğini görür.. Ne kadar güçlü olduğumuzu, azımsanmayacak bir çoğunluğun aslında gözünün açık olduğunu.. Değişmesi gerekenler, zamanı gelince değişecektir.. Bu, sandığımız gibi bir gecede olmayacak tabi.. Masallardaki sihirli bir değneğe en çok şu an ihtiyacımız var, evet.. Ona rastlayan olursa haber versin, yoksa ses çıkarmaya, tek yürek olmaya devam.. O gün bakkala giderken "Aney senin ayağın sakat, bir olay olursa kaçamazsın, ben gideyim ekmeğe, hem sokakta arkadaş bulursam kahvaltıya getirebilir miyim?" diyen Berkin, "Berkinimiz", saflığıyla, temizliğiyle bu dünyaya fazla geldi.. Şimdi onu rahat bırakın da, ait olduğu yerde, cennette huzurla uyusun.. En büyük sabırlar ve kuvvet de ailesinin olsun..

7 Mart 2014 Cuma

Gidenler Hiç Yaşlanmaz

Doğum günü.. Okurken ne kadar da neşeli geliyor kulağa, değil mi ?? Her zaman öyle olmuyor maalesef.. Bir doğum günü var, bir de gidenlerin doğum günü.. Onlar aramızdan ayrılıyor, bilmediğimiz bir yerde, bilmediğimiz bir zamanda kavuşmak için bizi bekliyorlar.. Onları yalnızca doğum ya da ölüm günlerinde hatırlamıyoruz tabi.. Günün herhangi bir zamanı aklımıza geliyorlar, olmadık bir yerde, olmadık bir şey bizi alıp onlara götürüyor.. Sadece, o iki günde canımız biraz daha yanıyor.. Anılar sanki birikip koca bir çuval olup üstümüze üstümüze geliyor.. Yine de onları en güzel haliyle hatırlayıp geçirdiğimiz vakitleri kâr sayıyoruz.. "Şimdi yanımda olsa şöyle derdi, şunu yapardı" diyoruz.. Aslında gidenler hiç yaşlanmıyor.. Hep son gördüğümüz halleriyle kucaklıyorlar bizi.. Yıllar geçse de yaşlanmıyorlar.. Sen gideli 4 sene oluyor pamuğum.. Zamanın izafi olduğunu kanıtlarcasına, hem çok kısa, hem de yüzyıllar gibi geçen 4 sene.. Seni unutmuyoruz, yokluğa belki alışıyor insan ama acını ve sevgini içimizde taşıyoruz hep.. İnsanız işte, duran dünyamızı döndürüyoruz mecburen.. Mutluymuş gibi yapıyoruz, canımız yanmıyormuş gibi..  Her sene doğum gününden bir gün önce yanıma gelip "yarın benim doğum günüm biliyor musun" derdin.. Merak etme, ben yine bir gün önce yanıma geldiğini farz ediyorum.. Küçük bir dilim pasta yiyip, sonra "ama bu çok tatlı değilmiş zaten" diyerek gizlice yediğin o ikinci dilimle hatırlıyorum seni.. Ben de aynını yapıyorum, ne de olsa senden miras.. Seni çok özlüyoruz, ama inanıyoruz ve biliyoruz ki sen şu an orada mutlusun.. Bizden ayrısın ama elin hep üzerimizde.. Bizim de aklımız ve kalbimiz her daim seninle.. Sevdiğin şeyleri yaparken hep seni anıyoruz..  Sana buradan hediye yollayamıyorum, öteki tarafta sıkı denetim varmış gümrükten pasta geçmeyebilir.. O yüzden kendimce yapabildiğim en anlamlı şeyi, bu yazıyı sana yolluyorum.. Seni çok seviyoruz, iyi ki doğmuşsun pamuk..