10lu yaşlardayken, yaşımızı hep bir fazla söyleriz.. Bir an önce büyümeyi isteriz.. Zamanın aslında, Süreyya Ayhan gibi koştuğunun farkında olmayız.. Orta okuldaki ilk dostum, Gülfam'la (Gülfem değil, Gülfam!) hazırlıktayken, orta 1 olmak için gün sayıyorduk.. Gizlice caddeye çıktığımızda dünyanın en özgür insanları olduğumuzu sanırdık.. Şimdiyse koca eşekler olduk, sıpasını da alıp caddeye öyle çıkıyoruz... 18 yaşıma bastığım günü de dün gibi hatırlıyorum.. Dünyayı ele geçirecek süper güçlere sahip olacağımı düşünüyordum her genç gibi.. Rüştümü ispatladım ya.. Daha da derdim kalmayacaktı.. Neye yaradı diye sorarsanız ben de halen bilmiyorum.. 20li yaşlardaysa, lise fotoğraflarımıza bakıp "Ayy yaşlandık yaa, baksana ne gençmişiz" deriz.. Üstünüze afiyet, ben de bir buçuk ay sonra nur topu gibi 30, yazıyla (otuz) olacağımdan kelli beni sardı bir telaş.. Hemen bir muhasebeye başladım.. Bu muhasebeleri genelde, doktora gittiğimde, biyopsi ya da patoloji sonucu beklerken yapardım ama bu defa farklı.. Ortalama bir ömrü baz alırsak, yolun yarısına yaklaşıyorum.. Arka sıradan kopya istemek için biri beni dürtmüş gibi bir anda dönüp geriye bakma ihtiyacı duydum.. Dedim ki "Ey Ceru kişisi, 30 seneye neler sığdırdın?" Güzel kafamın muhasebe departmanında yaptığım hesaplara göre zarardan çok kârdayım.. Evet, belki bir Nobel ödülü almadım, hatta bir Altın Kelebeğim bile yok, onu geçtim resim yarışmasında dereceye girmişliğim dahi yok.. Atomu da bölmedim.. Neyse ki, liseyi üçüncülükle bitirdim de bir şeref golü atmış oldum.. Bir de küçükken oğlanlarla gerçekleştirdiğimiz "en uzağa tükürme" birinciliğim var.. Sonra düşündüm.. Bir insan hayatta ne ister diye.. Ben nelere sahibim diye.. Çok kalabalık olmayan minnoş ailem, büyük kayıplar verse de hala yanımda.. Evladım olduğunu düşündüğüm iki adet kedim var.. Aynı aileden olsak bu kadar can olamayız dediğim kardeşlerim, dostlarım var.. Üzüntümü de, mutluluklarımı da en az benim kadar derinden hissedenler.. Severek yaptığım, depresyona girdiğimde dört elle sarıldığım, beni hayata yeniden bağlayan bir mesleğim var.. Bir sürü öğrencim var.. Başarılı olduklarını gördüğümde "anne" gibi sevindiğim, hedeflerine ulaşamadıklarında evde rambo gibi alnıma tülbentimi bağlayıp, migren krizini girmeme vesile olan öğrencilerim.. Yeri geldiğinde onlardan çok şey öğrendiklerim.. Sonra iş arkadaşlarım var.. "Bu saatten sonra dost mu edinilirmiş" ilkesini yıkan, son dakika golü gibi hayatıma girenler.. Vapurda giderken, geminin yarattığı dalgayla onca insan arasında tek başıma, ağzımda sigaram cozurdayarak ıslanmışlığım var.. Açma yerken dişimi kırmışlığım, arkadaşımı vapur iskelesinde unutmuşluğum var.. Liseden beri uyguladığım diyet listelerim var.. Tanıştırayım: "Akdeniz, Hollywood, Şok, Dukan, Protein".. Bir de hatalarım var.. Her birinden ders çıkardığım.. Bir daha yapmamak için didindiğim ama bittabi tekrardan yapmalara doyamadığım.. Bu yaşıma kadar çıkardığım en büyük ders ise, bazı şeyleri değiştirmek için asla geç olmadığıdır.. Aklınıza koyduğunuz, kendiniz için faydalı olacağını düşündüğünüz bir mesele var ise, bu yazıyı okuduktan sonra derhal vakit kaybetmeden harekete geçin.. Zira bu yazıyı yazan şahsiyet oldukça fazla vakit kaybetmiş biri.. Siz onun gibi olmayın.. Zararın neresinden dönseniz kârdır.. Sahip olamadıklarınız için yakınmayın, elinizdekilere şükretmeyi de unutmayın.. Buseler..