Çok değil iki buçuk ay kadar önce bu blogda, aldığı kilolardan pişman olmuş, vereceği kilolarla mutlu olma yolunda ilk adımını atan, tombik ama mağrur bir genç kız vardı.. O kız bizzat kendim oluyor.. Şimdi sülün gibi oldum sanmayın ama iki buçuk ayda 10 kilo verdim.. Nispeten insancıl bir forma büründüm.. Evet belki atomu bölmedim, Amerika'yı keşfetmedim ama ihtiyacınız olacağını düşündüğüm püf noktalarını sizinle paylaşmak istedim.. Neticede şişmanlık bizim işimiz.. Tıbbı reddetmeyin: Öncelikle sağdan soldan toplama diyetleri, gazete köşesindeki şok rejimleri bir kenara atın ve derhal hipokratla söz kesmiş bir hekime gidin.. Zira başkasının kontrolünde olduğunuzda ister istemez bir mahcubiyet duygusunu engellemek için daha emin biçimde kilo verebilirsiniz..
Doktorunuzu sevin: Benim doktorum yaklaşık üçte birim kadar, minnoş ve çok tatlı.. Onu öcü gibi görmeyin ve en önemlisi ona kendinizi, alışkanlıklarınızı, iş temponuzu tüm açıklığıyla anlatın.. Size uygun kişisel bir düzen oluşturmada bunlar önemli etkenler.. Ben faydasını gördüm.. İyi-kötü alışkanlıklarımı anlatarak günde iki orta şekerli kahve ve haftada iki kadeh şarabı kaptım..
Hareket edin: Yılların yorgunluğu ve baskülün verdiği yetkiye dayanarak "ayy ben yürüyemem ki, ayaklarım ağrıyor" demeyin.. Yürüsünüz canım, yürürsünüz gülüm.. Kaç kilo olursanız olun, mutlaka kendi bünyenize göre yapabileceğiniz birtakım diyet ve sağlık dostu hareketler vardır.. Ben belli bir kiloya gelene kadar spor yasaklısıyım.. Zira sevgili yağlarımın kasa dönüşmesini ve hayatımın geri kalanını üçgen bir vucütla geçirmeyi pek arzu etmem.. Deforme olmuş bir kemikle ve her an eti puf gibi şişmeye meyilli bir ayakla ne yapabilirim derken, inanmazsınız yürümeye başladım.. Evet belki kilometrelerce yürüyemiyorum ama vakit buldukça tempolu biçimde yapılan yürüyüş gerçekten yapılması zor olmayan faydalı bir aktivite.. Hele benim gibi tatlı yürüyüş arkadaşlarınız varsa, tabana kuvvet durmayın yürüyün..
Sabırlı olun: Belki de en önemlisi bu.. Keşke bir iğne olsa da kendimize batırıp balon gibi sönsek ama böylesi bir durum mümkün olmadığı için de bize sabırlı olmak düşüyor.. Başlarda, insanların her istediğini yemesi size zor gelebilir ama canınız belli bir zamandan sonra eski yediklerinizi pek çekmiyor. Yine de diyet insanı oldukça kısıtlayan bir durum.. Yanınızda ilkokul çocuğu gibi beslenme çantasıyla gezmek zorunda kalabilirsiniz.. Ben freelance çalıştığım için beni pek zorlayan bir durum olmuyor.. Özellikle de bana rejim ikramlarında bulunan, diyet menülerle besleyen, yeşil çaylar içiren öğrencilerim ve evlerine gittiğimde daima bir ton balığı ve salatayla beni diyetimden eksik koymayan arkadaşlarım olduğu için pek sıkıntı yaşamıyorum.. Gerekirse de ben yemeğimi evde pişirip yanımda taşıyorum.. Ayıptır söylemesi hastaneye bile çıkınımla gitmişliğim var..
Yediklerinize ruh katın: Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım.. Bu diyet denen arkadaş pek bonkör değil.. Size dünyanın en güzel nimetlerini sunmuyor.. Onları göze doyurur hale getirmek sizin elinizde..Pek yavan tadıyla deyimlere konu olmuş sevgili kabağı, güzel bir tabakta, hoş bir sunumla hazırlarsanız inanın bir pizza yemiş kadar keyif alırsınız (pizzanın tadı nasıldı unuttum gerçi ).. Minnoş şahsım, 30una aylar kala gidip kendine Winnie the Pooh'lu amerikan servisler alıp, gülen suratlı yemekler yapmaya başladı.. Her ne kadar paylaştığım yemek fotoğraflarımla Nazo -the kadim dostumu- güldürsem de, bu insanda gerçek bir motivasyon sağlıyor :) Su içmeyi sevmeyen ben, gidip kalpli-inekli koca bir şişe alıp içine de renkli pipetler koyup su içmeye başladım.. Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun ama onları renklendirmeyi unutmayın.. Ne değil nasıl yediğiniz önemlidir..
Aşık olun: Ben bu diyetimde sağlıksal nedenlerle bu kadar azimli olabiliyorum ama siz kendinize güvenmiyorsanız gidin derhal aşık olun.. Böyle ıstıraplı falan ama.. "O kedi buraya gelecek" cinsinden.. Motivasyonun doruklarına çıkmazsanız gelin beni bulun..
Asla pes etmeyin: İnsanız neticede, alışkanlıklarımızı değiştirmemiz kolay olmuyor.. Bazen bir noktaya gelip "başlarım diyetine, o çikolatalar benim olacak" diyebiliriz.. Ben de elbette ki bu krizleri nadir de olsa yaşadım, bir tanesi kağıt helvayla sonlandı ama asla ipin ucu kaçtı diye düşünmedim.. Biliyordum ki, o an onu yemesem iki gün sonra iki mislini yiyecektim.. O rakıları içmeseydim, evde Eyüp Sabri Tuncer koklamaktan kafayı bulabilirdim.. O yüzden, siz de kendinize bir acil durum çıkışı yaratın ve onu çok ama çok müşkülde olduğunuz zamanda kullanın.. Yiyin, için, rahatlayın, pişman olmadan yolunuza devam edin..
Söyleyeceklerim şimdilik bu kadar sayın yargıç.. Takdiri siz sayın jüriye bırakıyorum.. Gitmeden önce bir ricam olacak, kendinizi sevin ama lütfen fazla barışık olup sağlığınızı ihmal etmeyin.. Bebek adımlarıyla da olsa bir yola koyulun.. Kendiniz için iyi şeyler yapın.. Asla ama asla pes etmeyin.. Unutmayın, kilolar kaybedecek, siz kazanacaksınız.. Mottomuz "Acı yok Rocky!".. Diyet dolusu buseler..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder