5 Eylül 2012 Çarşamba

Dizi Dizi İnciyiz, Seyircilikte Birinciyiz

Akıllısı, delisi, zengini, fakiri, okumuşu, cahili hepimizin şu hayatta belki de sahip olduğu en ortak nokta dizi manyaklığı.. Çoğunluğumuz haftanın her gününe hemen hemen bir dizi uydurup sanki akşama misafir gelecekmiş gibi hazırlıklar yapıyoruz.. Kendimden örnek verirsem, biz orta ölçekte bir kız grubu olarak her çarşamba toplanıp Kuzey Güney gecesi düzenliyoruz.. Bir süre sonra 'dizi bahane, leziz yemekler, kahve falları şahane' formatına bürünse de, diziyi de takip edip ekran teyzeleri gibi müdahale etmeden duramıyoruz.. Ekran teyzesi kim midir ? Hemen izah ediyorum.. Dizi izlerken “Aman kızım o adamdan sana hayır gelmez, bırak git” ya da “Çocuğum gitme oraya seni vuracaklar” nidalarıyla ekrana söz geçirebileceğini düşünen annelerimizin de dahil olduğu büyük bir grup.. Biz kızlarla dizi izlerken daha ziyade “Off gamzelere bak !” “Ahmet senin Mehmet benim, yoo yoo önce Ahmet'i ben keşfettim”, “Ayyy Banu'nun kalçalara bak kocaamaan” şeklinde diziyle tamamen alakasız kritiklerde bulunuyoruz.. Bazı zamanlar da dizinin ileriki dakikalarında olabilecekleri tahmin etmeye çalışıp bildiğimiz zamanda iddaadan para kazanmışçasına sevinip gururlanıyoruz.. Adeta milli maç havasında tezahüratlar eşliğinde geçiriyoruz her çarşambamızı.. Peki nedir bizi bu kadar dizi sevdalısı yapan hiç düşündünüz mü ? Siz zahmet etmeyin, ben boş vakit sahibi olan bir kimse olarak sizin yerinize de düşündüm elbette.. Sanırım hiç yaşamadığımız durumların içinde kendimizi görmek hoşumuza gidiyor.. Diğer konularda pek empatik olmasak ta dizilerde beraber bir hayli sempatik ve empatik olabiliyoruz.. Aşk-ı Memnu'yu ele alalım.. İzlerken bir kısmımız Bihterci oldu, Behlül ona her kazık atışında tüm erkek soyuna sövdük.. Bihter aldatan kadın da olsa hepimiz ona acıdık, kendimizi onun yerine koyduk.. Ednan Bey heybetli boynuzlarıyla etrafta gezerken onu yolda görüp “Canım kafanı ey boynuzların çarpacak” ya da “Bihter seni aldatıyor, gözünü aç be adam” diye uyarmak isteyenlerimiz mutlaka olmuştur.. Bir de en abidik dizilerde bile kendimizden bir parça bulabilme yetimiz de bizi dizimanya furyasına sürüklüyor olmalı.. Çoğumuz Ziyagil Yalısı'nda büyümedik tabiiki, ama bir şekilde aldatıldık, kandırıldık.. Statümüz ne olursa olsun yaşadıklarımız farklı şekillerde de olsa hissettiklerimiz aynı.. İşte bundandır ki dizilerden vazgeçemiyoruz.. Kendi adıma benim takip ettiğim yerli yabancı bir çok dizi var.. Sezon finallerinde hep hüzünleniyorum, sanki birkaç ay boyunca boşluğa düşecekmişim hissine kapılıyorum, tabi bu hissiyat 2 gün içinde kayboluyor.. Yeni yayın dönemiyle de beraber sanki Ankara'dan abim gelmiş gibi tatlı bir telaş duyuyorum.. Rahmetli anneannem de tam bir dizi takipçisiydi.. Kendisi bütün dizileri aynı anda izleyemediğinden bana bu yolda ulvi bir görev verip, kendi izlemediklerini takip etmemi tembihler sonra sınav şeklinde sorular sorardı.. Aramızda kalsın ben dizileri izlemeyip üniversite hayatım boyunca verilen romanların çoğunun özetini okuyan uyanık biri olarak dizileri de fragmanlardan takip ederek nenemin sınavlarından pekiyi alırdım.. Diziler sadece goygoy oluşumlar gibi gözükse de öyle değil aslında.. Bize kattıklarını inkar edemeyiz.. Mesela, bizim jenerasyondaki üç insandan ikisi blok flütle Süper Baba şarkısını çalabilmeyi, iki kişinin bildiğinin aslında sır olmadığını öğrendi.. Dizilerden bahsedip dizi klişelerinden bahsetmemek olmaz.. Misal, her dizide yalnızca bir hastane vardır, telefon çalar arayan kişi birinin kaza yaptığını, hastanede olduklarını söyler ama bir Allah'ın kulu da çıkıp hastanenin adını sormaz, hemen geliyorum der ve kopup gelir.. Öyle ya koca Türkiye bir köy ve sadece bir tane hastane var.. Yahut zengin-fakir aşkı, bitmeyen bir klişe daha.. Dizilerdeki zengin kimse, orta hallice ya da nispeten daha az maddiyat sahibi olanı überlüks bir restorana götürür, parasız kişi menüden bir şey seçemez, ıstakozu yiyemez, bir nevi yurt dışında yabancı dil bilmeyen Safiye Soyman toyluğuyla bocalar.. Buna karşılık her zengin de bir gün mutlaka deniz kenarında seyyar balıkçı ya da dürümcüden yemeği tadacaktır mottosuyla fakir kişi tarafından bu tür salaş yerlere götürülerek sanki Mars'ta su bulmuşçasına değişik lezzetler keşfeder, hayran kalır, halka iner vs.. Bunlar bir kenara yeni bir yayın dönemiyle daha karşı karşıyayız sayın seyirciler.. Benim heyecanla başlamasını beklediğim dizilerin başında Behzat Ç. geliyor.. Özellikle biplenen küfürlerde ne denildiğini anlamayan sevgili anneme şifre kırıcı niteliğinde alt yazı geçmeyi dört gözle bekliyorum.. Satırlarıma bir karikatürle son vererek sizlere veda ediyorum.. Buseler..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder