Akıllısı, delisi, zengini, fakiri,
okumuşu, cahili hepimizin şu hayatta belki de sahip olduğu en
ortak nokta dizi manyaklığı.. Çoğunluğumuz haftanın her gününe
hemen hemen bir dizi uydurup sanki akşama misafir gelecekmiş gibi
hazırlıklar yapıyoruz.. Kendimden örnek verirsem, biz orta
ölçekte bir kız grubu olarak her çarşamba toplanıp Kuzey Güney gecesi düzenliyoruz.. Bir süre sonra 'dizi bahane, leziz
yemekler, kahve falları şahane' formatına bürünse de, diziyi de
takip edip ekran teyzeleri gibi müdahale etmeden duramıyoruz..
Ekran teyzesi kim midir ? Hemen izah ediyorum.. Dizi izlerken “Aman
kızım o adamdan sana hayır gelmez, bırak git” ya da “Çocuğum
gitme oraya seni vuracaklar” nidalarıyla ekrana söz
geçirebileceğini düşünen annelerimizin de dahil olduğu büyük
bir grup.. Biz kızlarla dizi izlerken daha ziyade “Off gamzelere
bak !” “Ahmet senin Mehmet benim, yoo yoo önce Ahmet'i ben
keşfettim”, “Ayyy Banu'nun kalçalara bak kocaamaan” şeklinde
diziyle tamamen alakasız kritiklerde bulunuyoruz.. Bazı zamanlar da
dizinin ileriki dakikalarında olabilecekleri tahmin etmeye çalışıp
bildiğimiz zamanda iddaadan para kazanmışçasına sevinip
gururlanıyoruz.. Adeta milli maç havasında tezahüratlar eşliğinde
geçiriyoruz her çarşambamızı.. Peki nedir bizi bu kadar dizi
sevdalısı yapan hiç düşündünüz mü ? Siz zahmet etmeyin, ben
boş vakit sahibi olan bir kimse olarak sizin yerinize de düşündüm
elbette.. Sanırım hiç yaşamadığımız durumların içinde
kendimizi görmek hoşumuza gidiyor.. Diğer konularda pek empatik
olmasak ta dizilerde beraber bir hayli sempatik ve empatik
olabiliyoruz.. Aşk-ı Memnu'yu ele alalım.. İzlerken bir kısmımız
Bihterci oldu, Behlül ona her kazık atışında tüm erkek soyuna
sövdük.. Bihter aldatan kadın da olsa hepimiz ona acıdık,
kendimizi onun yerine koyduk.. Ednan Bey heybetli boynuzlarıyla
etrafta gezerken onu yolda görüp “Canım kafanı ey boynuzların
çarpacak” ya da “Bihter seni aldatıyor, gözünü aç be adam”
diye uyarmak isteyenlerimiz mutlaka olmuştur.. Bir de en abidik
dizilerde bile kendimizden bir parça bulabilme yetimiz de bizi
dizimanya furyasına sürüklüyor olmalı.. Çoğumuz Ziyagil
Yalısı'nda büyümedik tabiiki, ama bir şekilde aldatıldık,
kandırıldık.. Statümüz ne olursa olsun yaşadıklarımız farklı
şekillerde de olsa hissettiklerimiz aynı.. İşte bundandır ki
dizilerden vazgeçemiyoruz.. Kendi adıma benim takip ettiğim yerli
yabancı bir çok dizi var.. Sezon finallerinde hep hüzünleniyorum,
sanki birkaç ay boyunca boşluğa düşecekmişim hissine
kapılıyorum, tabi bu hissiyat 2 gün içinde kayboluyor.. Yeni
yayın dönemiyle de beraber sanki Ankara'dan abim gelmiş gibi tatlı
bir telaş duyuyorum.. Rahmetli anneannem de tam bir dizi
takipçisiydi.. Kendisi bütün dizileri aynı anda izleyemediğinden
bana bu yolda ulvi bir görev verip, kendi izlemediklerini takip
etmemi tembihler sonra sınav şeklinde sorular sorardı..
Aramızda kalsın ben dizileri izlemeyip üniversite hayatım boyunca
verilen romanların çoğunun özetini okuyan uyanık biri olarak
dizileri de fragmanlardan takip ederek nenemin sınavlarından pekiyi
alırdım.. Diziler sadece goygoy oluşumlar gibi gözükse de öyle
değil aslında.. Bize kattıklarını inkar edemeyiz.. Mesela, bizim
jenerasyondaki üç insandan ikisi blok flütle Süper Baba şarkısını
çalabilmeyi, iki kişinin bildiğinin aslında sır olmadığını
öğrendi.. Dizilerden bahsedip dizi klişelerinden bahsetmemek olmaz.. Misal, her dizide yalnızca bir hastane vardır, telefon çalar arayan kişi
birinin kaza yaptığını, hastanede olduklarını söyler ama bir Allah'ın kulu da çıkıp hastanenin adını sormaz, hemen geliyorum der ve
kopup gelir.. Öyle ya koca Türkiye bir köy ve sadece bir tane
hastane var.. Yahut zengin-fakir aşkı, bitmeyen bir klişe daha..
Dizilerdeki zengin kimse, orta hallice ya da nispeten daha az maddiyat
sahibi olanı überlüks bir restorana götürür, parasız kişi
menüden bir şey seçemez, ıstakozu yiyemez, bir nevi yurt dışında
yabancı dil bilmeyen Safiye Soyman toyluğuyla bocalar.. Buna
karşılık her zengin de bir gün mutlaka deniz kenarında seyyar
balıkçı ya da dürümcüden yemeği tadacaktır mottosuyla fakir
kişi tarafından bu tür salaş yerlere götürülerek sanki Mars'ta su bulmuşçasına
değişik lezzetler keşfeder, hayran kalır, halka iner vs.. Bunlar
bir kenara yeni bir yayın dönemiyle daha karşı karşıyayız
sayın seyirciler.. Benim heyecanla başlamasını beklediğim dizilerin başında
Behzat Ç. geliyor.. Özellikle biplenen küfürlerde ne denildiğini anlamayan
sevgili anneme şifre kırıcı niteliğinde alt yazı geçmeyi dört
gözle bekliyorum..
Satırlarıma bir karikatürle son vererek sizlere veda ediyorum..
Buseler..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder