Okumayı pek seven (!) bir millet
olarak günlük 50 kelimeyle bile hayatımız idame
ettirebiliyoruzdur herhalde.. Peki bu 50 kelimenin içinde bir gün
bile eksik etmediğimiz kelime hangisi diye düşündüm, düşündüm
ve düşündüm.. Günaydın ? Sanmam, çoğumuz bir günaydını
bile esirgiyoruz birbirimizden.. Sıkıldım ? Belki bu olabilir
evet, derken tüm bunların üstünde her gün en sık kullandığımız
kelimeyi buldum.. Adına şarkılar yazılan “Facebook”.. Bir
düşünün.. Bu kelimeyi kullanmadan geçen gününüz olmuş mudur
acaba? Benim olmadı sanırım.. Nasıl bir bağımlılıktır bu
demekten alamıyor insan kendini.. 7den 70e hepimizi esir alan bir
bağımlılık.. Vapurda, yolda yürürken, işte, evde her yerde
dilimizde ve aklımızda.. İnsanların hayat yolunda attığı her
adımı onları arayarak değil de sosyal ağlardan öğreniyoruz..
Bu bir bakıma hayatı kolaylaştırıyor gibi görünse de yüz yüze
iletişim olanaklarını tıkıyor.. İşin kolayına kaçıyoruz
hep, arayıp hal hatır sormak yerine Facebook'tan takip ediyoruz..
Facebook hesabı olmayan insana sanki kimlik numarası yokmuş
muamelesi yapıp varlığına inanamıyoruz.. “Ne Facebook'u yok mu??
Nası yaa ormanda maymunlar mı büyütmüş onu, mağaradan yeni çıkmış
herhalde ?!?!” Kalkıp bu düzene sövmem saçma olur, zira kendim
adına epey aktif bir kullanıcıyım, telefonumu elimden ameliyatla
ayırmayı düşünen arkadaşlarım bile oldu ama yine de düşünmeden
edemiyorum.. Nedir bu büyük sevdanın, bu bağımlılığın
sebebi? İlkokul arkadaşlarımızı aramak ?? Tabi hayattaki iki
derdimizden biri buydu zaten.. Sevgilimizi, sevgili adayımızı
yahut içimizde Hakkın rahmetine kavuşturduğumuz ex aşkımızı 7
/24 sapık gibi takip etmek mi ?? Buna bir çoğumuz evet
diyebiliriz.. Hayatımızın herhangi bir döneminde en sadık
yarimiz F5 tuşu olmadı mı hiç dostlar ? Duvarına kim ne yazdı,
kimle fotoğrafını koymuş, nereye gitmiş gibi paranoyaları ufak
çaplı da olsa zamanında çoğumuz tatmıştır.. Bu ergen gerisi
hareketleri ben yapmadım diyen varsa, alnını karışlamam, bilakis
alnına bir adet tebrik busesi kondurup namusum ilan ederim..
Dedektifliğin yanı sıra gündeme vakıf olmak için de
kullanıyoruz Facebook'u.. Savaş mı çıkıyor, kim kaç gol attı,
kim evlendi, kim çocuk doğurdu, kimin eli kimin cebinde, Yılmaz
Özdil İzmir'le ilgili bugün ne yazdı ilk defa bu platformdan
öğrenebiliriz.. Belki tüm bunların ötesinde boş beleş insanlarız, öldürecek vaktimiz çok ya da hepimiz fazla meraktan ölen kedileriz.. Böylesine yaygın olan bir mecrada aile eşrafımızı da görmeden olmaz tabi.. Annemin ilk hesabını açtığı günü
hatırlıyorum, pek de ümit vaat etmeyen bir duruş sergilese de
şimdi tam anlamıyla güncel zalim oldu.. “Kolejden bilmem kimin
kedisi ölmüş” ertesi gün “Ayy kedi ölmemiş biliyor musun
bulmuşlar” ya da “Bla blanın torunu olmuş dur tebrik edeyim”
gibi gerçekten gündemimi meşgul eden faydalı bilgilerle beni
aydınlatıyor (annecim yazar burda latife yaptı, lütfen sakin ol
ve o terliği yavaşça yere bırak). Hatta o kadar ki Facebook sayesinde tam bir oyun delisi oldu.. Geçen gün içerden bir çığlık geldi: Aaa kuşum öldü.. Bir an evimizde kuş beslediğimize inanarak paniğe kapıldım.. Meğer annem Angry Birds oynuyormuş.. . En komiği de hepimiz
saplantılı aşıklar gibi ondan ayrılamazken sürekli ne kadar
gereksiz ve saçma olduğundan bahsediyoruz ama yine de onsuz
yapamıyoruz.. Facebook hakkındaki isyanımızı bile yine orda,
statümüzde paylaşıyoruz.. İyi olaylara da vesile oluyor
kendisi.. Doğum günlerini hatırlatıyor, sivil toplum
örgütlenmelerinde etkinliklerin daha kolay yayılmasını sağlıyor
ya da sizden binlerce kilometre uzaktaki sevdiğiniz bir dostunuzu
yakınlaştırıyor.. Bana en büyük armağanı, en son lisede gördüğüm neden sonra Facebook'ta birbirimiz bulup konuşmaya başladığımız şu an benden çook uzakta olan ama bir o kadar da yakınımda olan bir dost oldu.. En büyük darbesi ise çapkınlara oldu herhalde, nice yuvaları da yıkıyor, ocakları söndürüyor tabi bu şeytan icadı,
sevgilisinin, kocasının şifresini ele geçirip kırdığı
cevizleri yakalayan sonra afiyetle o cevizleri yediren nice insan var..
Yalnız benim hala alışamadığım, hiçbir zamanda alışamayacağımı
düşündüğüm bir olay var.. Hayatın kaçınılmazı, belki de en
gerçeği ölümler pek tabi.. Yakınını kaybetmiş bir kimseye
“Başın sağ olsun = (((((((( “ şeklinde mesaj yazılmasını,
bu kadar basite indirgenmesini anlayamıyorum.. Belki de ben biraz
fazla hassasım bilemiyorum.. Hele ölmüş birinin duvarına yazı
yazmak inanın çok garibime gidiyor.. Ben ölürsem bir zahmet
kaldırın totonuzu cenazeme gelin, duvarımda bol parantezli üzgün
surat yazanı görürsem (gözüm üstünüzde olacak) yerimden kalkar
gelir onu bulur, ıslak meşe odunuyla kovalarım.. En azından
paraya kıyıp çelenk yollayın ne bileyim evime gelin, tavuklu
pilavımı yiyin, ayranımı için.. Şaka bir yana gerçekten öteki
tarafta internet bağlantısı olduğunu ciddi ciddi düşünenimiz
yoktur umarım.. Henüz oraya gitmedim ama gittiğimde bu talebinizi
seve seve iletirim.. Yazıma tabiiki de bir karikatürle son
veriyorum.. Bir de ricam olacak, yabancı kimselere sözüm, lütfen
poke ibaresinden uzak durun, biri tarafından dürtüklenince bir
aydınlanma yaşayıp o kişiyle arkadaş olmak istemiyoruz, böyle şakalı,
afacanlı şeyler pek etkileyici olmuyor, bilginize.. Buseler..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder