8 Ekim 2012 Pazartesi

Kalpsiz İnsan Olur Da 'Facebook'suz Olmaz

Okumayı pek seven (!) bir millet olarak günlük 50 kelimeyle bile hayatımız idame ettirebiliyoruzdur herhalde.. Peki bu 50 kelimenin içinde bir gün bile eksik etmediğimiz kelime hangisi diye düşündüm, düşündüm ve düşündüm.. Günaydın ? Sanmam, çoğumuz bir günaydını bile esirgiyoruz birbirimizden.. Sıkıldım ? Belki bu olabilir evet, derken tüm bunların üstünde her gün en sık kullandığımız kelimeyi buldum.. Adına şarkılar yazılan “Facebook”.. Bir düşünün.. Bu kelimeyi kullanmadan geçen gününüz olmuş mudur acaba? Benim olmadı sanırım.. Nasıl bir bağımlılıktır bu demekten alamıyor insan kendini.. 7den 70e hepimizi esir alan bir bağımlılık.. Vapurda, yolda yürürken, işte, evde her yerde dilimizde ve aklımızda.. İnsanların hayat yolunda attığı her adımı onları arayarak değil de sosyal ağlardan öğreniyoruz.. Bu bir bakıma hayatı kolaylaştırıyor gibi görünse de yüz yüze iletişim olanaklarını tıkıyor.. İşin kolayına kaçıyoruz hep, arayıp hal hatır sormak yerine Facebook'tan takip ediyoruz.. Facebook hesabı olmayan insana sanki kimlik numarası yokmuş muamelesi yapıp varlığına inanamıyoruz.. “Ne Facebook'u yok mu?? Nası yaa ormanda maymunlar mı büyütmüş onu, mağaradan yeni çıkmış herhalde ?!?!” Kalkıp bu düzene sövmem saçma olur, zira kendim adına epey aktif bir kullanıcıyım, telefonumu elimden ameliyatla ayırmayı düşünen arkadaşlarım bile oldu ama yine de düşünmeden edemiyorum.. Nedir bu büyük sevdanın, bu bağımlılığın sebebi? İlkokul arkadaşlarımızı aramak ?? Tabi hayattaki iki derdimizden biri buydu zaten.. Sevgilimizi, sevgili adayımızı yahut içimizde Hakkın rahmetine kavuşturduğumuz ex aşkımızı 7 /24 sapık gibi takip etmek mi ?? Buna bir çoğumuz evet diyebiliriz.. Hayatımızın herhangi bir döneminde en sadık yarimiz F5 tuşu olmadı mı hiç dostlar ? Duvarına kim ne yazdı, kimle fotoğrafını koymuş, nereye gitmiş gibi paranoyaları ufak çaplı da olsa zamanında çoğumuz tatmıştır.. Bu ergen gerisi hareketleri ben yapmadım diyen varsa, alnını karışlamam, bilakis alnına bir adet tebrik busesi kondurup namusum ilan ederim.. Dedektifliğin yanı sıra gündeme vakıf olmak için de kullanıyoruz Facebook'u.. Savaş mı çıkıyor, kim kaç gol attı, kim evlendi, kim çocuk doğurdu, kimin eli kimin cebinde, Yılmaz Özdil İzmir'le ilgili bugün ne yazdı ilk defa bu platformdan öğrenebiliriz.. Belki tüm bunların ötesinde boş beleş insanlarız, öldürecek vaktimiz çok ya da hepimiz fazla meraktan ölen kedileriz.. Böylesine yaygın olan bir mecrada aile eşrafımızı da görmeden olmaz tabi.. Annemin ilk hesabını açtığı günü hatırlıyorum, pek de ümit vaat etmeyen bir duruş sergilese de şimdi tam anlamıyla güncel zalim oldu.. “Kolejden bilmem kimin kedisi ölmüş” ertesi gün “Ayy kedi ölmemiş biliyor musun bulmuşlar” ya da “Bla blanın torunu olmuş dur tebrik edeyim” gibi gerçekten gündemimi meşgul eden faydalı bilgilerle beni aydınlatıyor (annecim yazar burda latife yaptı, lütfen sakin ol ve o terliği yavaşça yere bırak). Hatta o kadar ki Facebook sayesinde tam bir oyun delisi oldu.. Geçen gün içerden bir çığlık geldi: Aaa kuşum öldü.. Bir an evimizde kuş beslediğimize inanarak paniğe kapıldım.. Meğer annem Angry Birds oynuyormuş.. . En komiği de hepimiz saplantılı aşıklar gibi ondan ayrılamazken sürekli ne kadar gereksiz ve saçma olduğundan bahsediyoruz ama yine de onsuz yapamıyoruz.. Facebook hakkındaki isyanımızı bile yine orda, statümüzde paylaşıyoruz.. İyi olaylara da vesile oluyor kendisi.. Doğum günlerini hatırlatıyor, sivil toplum örgütlenmelerinde etkinliklerin daha kolay yayılmasını sağlıyor ya da sizden binlerce kilometre uzaktaki sevdiğiniz bir dostunuzu yakınlaştırıyor.. Bana en büyük armağanı, en son lisede gördüğüm neden sonra Facebook'ta birbirimiz bulup konuşmaya başladığımız şu an benden çook uzakta olan ama bir o kadar da yakınımda olan bir dost oldu.. En büyük darbesi ise çapkınlara oldu herhalde, nice yuvaları da yıkıyor, ocakları söndürüyor tabi bu şeytan icadı, sevgilisinin, kocasının şifresini ele geçirip kırdığı cevizleri yakalayan sonra afiyetle o cevizleri yediren nice insan var.. Yalnız benim hala alışamadığım, hiçbir zamanda alışamayacağımı düşündüğüm bir olay var.. Hayatın kaçınılmazı, belki de en gerçeği ölümler pek tabi.. Yakınını kaybetmiş bir kimseye “Başın sağ olsun = (((((((( “ şeklinde mesaj yazılmasını, bu kadar basite indirgenmesini anlayamıyorum.. Belki de ben biraz fazla hassasım bilemiyorum.. Hele ölmüş birinin duvarına yazı yazmak inanın çok garibime gidiyor.. Ben ölürsem bir zahmet kaldırın totonuzu cenazeme gelin, duvarımda bol parantezli üzgün surat yazanı görürsem (gözüm üstünüzde olacak) yerimden kalkar gelir onu bulur, ıslak meşe odunuyla kovalarım.. En azından paraya kıyıp çelenk yollayın ne bileyim evime gelin, tavuklu pilavımı yiyin, ayranımı için.. Şaka bir yana gerçekten öteki tarafta internet bağlantısı olduğunu ciddi ciddi düşünenimiz yoktur umarım.. Henüz oraya gitmedim ama gittiğimde bu talebinizi seve seve iletirim.. Yazıma tabiiki de bir karikatürle son veriyorum.. Bir de ricam olacak, yabancı kimselere sözüm, lütfen poke ibaresinden uzak durun, biri tarafından dürtüklenince bir aydınlanma yaşayıp o kişiyle arkadaş olmak istemiyoruz, böyle şakalı, afacanlı şeyler pek etkileyici olmuyor, bilginize.. Buseler..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder