11 Temmuz 2012 Çarşamba

Doğmamış Kardeşler


“Kardeşler zorunlu arkadaştır, arkadaşlar ise seçilmiş kardeşlerdir..” Ne doğru bir söz.. Bu cümleyi gerçek anlamda tecrübe eden şanslı insanlardanım.. Gerçek dost demek, doğmamış kardeş demektir bazen.. Hayatta çok acı olaylar yaşamış da olsa insan, eğer düşmek üzereyken elinden tutabilecek bir dostu varsa her şeyin üstesinden gelebilir.. Sadece sıkıntılı durumlarda değil, mutlu olduğunda da seninle mutlu olabilen, senden daha çok heyecan duyabilendir dost.. "Hastayım akşam dışarı çıkamayacağım" dediğinde "geçmiş olsun" diyen değil, sesinin tonundan anlayıp "onu geç de neyin var söyle" diyendir dost.. Bir tiyatro oyununu 10 kere izlesen de sırf sen istiyorsun diye seninle 11. kez gelendir, ancak deprem olsa sokağa çıkarım dediğinde senin bir telefonunla bozuk gelen sesini düzeltmek için en çirkin haliyle yanında bitiverendir.. Duyduğunda üzüleceğini düşündüğü bir şeyi senden gizleyip doğru zamanda alıştıra alıştıra söyleyendir.. Benim de en azından bir kaç tane beni karşılıksız seven, her halimle kabul eden, yormadan, konuşmadan anlayan, yargılamadan dinleyen dostum, "doğmamış kardeşim" var.. Bana yaranmak için değil de beni düşünerek konuşan, acı da olsa gerçekleri kafama vura vura söyleyen, "niye yaptın" demek yerine bir daha aynı hataları yapmamam için çabalayan dostlar.. Sırtımı yaslamak için değil, hayatımda iyi-kötü olanları paylaşmak için, karşıma çıkan engelleri aşamasam da yanımda dimdik duran, bazen beni benden çok düşünen, görmediğimi gösteren dostlar.. Bir elin parmağını geçmezler ama esas kardeş statüsünde sayabileceğim 3 tane “can”ım var benim.. Ortaokuldan beri beraber büyüdüğüm, türlü saçmalıklara beraber imza attığım.. Ne gariptir ki dördümüz de hem aynı hem de birbirimizden çok farklıyız aslında.. İçimizden ikisi yay, diğer ikimiz de yengeciz.. Mesela birimizin gözü çok karadır, bir şeyi kafaya koydu mu ona odaklanır ve hayata geçirir.. Birimiz çok anaçtır, hep korur kollar.. Birimiz ince düşünür, karşındakini kırmamak için gerekirse kendi kırılır.. Birimiz de olayları sürekli dalgaya vurur, iyi yanını görmeye çalışır.. Doğum günlerimiz birer gün arayla.. Sanki bu dünyada birbirimizi arayıp bulmuşuz gibi.. En mutlu günümüzde oturup beraber içkimizi yudumlarız, hayatta yaşadığımız en acı günde sadece bir telefonla sabahın köründe 15 dakika içinde birbirimizin yanında olup elinden tutarız.. Canımız sıkkınken sorgulamak yerine sadece susarak otururuz.. Yeri geldiğinde en acımasız eleştirileri yapar, yeri geldiğinde yavrusunu ceylan gibi gören kuzgunlar gibi överiz birbirimizi.. Tek bir kelimeyle derdimizi anlatır, bir bakışla konuşmadan da anlaşabiliriz.. Nazımız en çok birbirimize geçtiğinden bazen tersleniriz, ama bunun etkisi 10 dakikadan fazla sürmez.. Hastalıkta ve sağlıkta şansım pek yaver gitmese de bu kadar güçlü dostluklarım olduğu için kendimi şanslı sayabilirim.. 28 senelik hayatımda belki derin izler bırakmadım bu dünyada ama sırf böyle dostlarım olduğu için gurur duyarım kendimle.. Ortaokul kompozisyon ödevi kıvamındaki satırlarıma burda son verirken konuya ilişkin bir karikatür paylaşmadan gitmeyeceğim elbette.. Buseler..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder