27 Temmuz 2012 Cuma

Ömür Kısa Dertler Uzun


İnsanın ömrü nasıl mı geçiyor, tabiki de şikayet ederek.. En mutlu gününüzü hatırlayın kaç saniyedir acaba? Peki ya huysuz ve mutsuz günleriniz, saymaya matematiğiniz yetmez.. Yaşadığımıza hayat değil adeta bir şikayet kutusu diyebiliriz..Peki insan ne zaman hayatının kıymetini biliyor, ya sağlığını kaybetmek üzere olduğunda, halihazırda kaybettiğinde, ya da biri öldüğünde.. Sevdiğimiz ya da hiç tanımadığımız biri öldüğünde bile “Hayat ne kadar da boş, Hiçbir şeyi kafaya takmamalıyız” deriz.. Bunu her seferinde tekrarlar, yeni kararlar alır, tövbeler eder, hiç kimseyle küsmemeye, her anın kıymetini bilmeye ant içeriz.. Tabi bu sözler pazartesi başlayıp çarşamba biten rejimler gibi unutulur.. Ben azıcık huysuz, birazcık mutsuz ve bir hayli şansız biri olduğumu düşünerek bütün bir ömrümü yakarış içinde geçirdiğimi söyleyebilirim.. Ojemin kenarı çıksa parmağımı kesecek kadar efkarlanırım, bazen kaşımı alırken bir tel fazla çeksem sanki kaşsız, saçımdan iki tel dökülse kel kalmış gibi anlamsızca dertlenirim ve herkesin olmazsa olmazı kışın soğuktan, yazın sıcaktan ölesiye yakınırım.. Kışın sıcacık bir evde olduğum için ya da yazın ömür boyu sürmese de dinlememe yetecek kadar tatil yapabildiğim için şükretmek aklıma pek de sık gelmez.. Hayatı dolu dolu yaşamayı her fâni gibi doktorlardan çıkınca akıl ederim ancak.. Sanki ölümsüzmüşüm gibi, sanki bin yıl yaşayacakmışım gibi o kadar hoyratça kullandım ki yıllarımı, aylarımı, dakikalarımı.. Hepimizin yaptığı gibi.. Bu aralar tıbbiyeyle biraz fazla haşır neşir olan biri olarak şunu söyleyebilirim ki ne durumda olursanız olun sizin yerinizde olmak için dünyaları verebilecek başka insanlar vardır.. Kulağa fazla klişe gelebilir ama gerçekten de bir yerimiz ağrıdığında tam bir vücuda sahip olduğumuz için şükretmeliyiz.. Kulağa biraz manyakça gelebilir, oturup “Şükür rabbime bugün de migrenim tuttu, ohhh başım pek de güzel ağrıyor, elimi kestim amaaan ne güzel de kanıyor şakır şakır” şeklinde beyanatlar da veremeyiz tabi ama en azından içinde bulunduğumuz durumun bir çaresi olduğunu düşünerek kendi iç huzurumuzu ve yakınımızdakilerin akıl sağlığını garanti altına alabiliriz.. Hangimiz ne kadar yaşar, ne şekilde bu dünyadan ayrılır bunu bilemeyiz.. Bunun için en azından evden çıkarken kimseyle küs ayrılmama prensibini edindim.. Eğer ki anneme dırdır yaparak evden çıktıysam 10 dakikayı geçmeyen bir zaman aralığında şirinlik mesajımı atarım, birine karşı kızgınsam içime atmamaya gayret ederim bilakis dışıma dışıma atmak suretiyle belli ederim, tersi bir durum söz konusuysa birine karşı iyi bir şeyler söyleyeceksem onu da ertelememeye çalışırım.. Ömrümüz bize yapmayı düşündüklerimizi erteleyebileceğimiz bir vakti verecek kadar cömert olmayabilir.. Olsa da ne yazar.. (gönül yazar ehi ehi diye içinden cevaplayanlar derhal burayı terk etsin) Zaman bu hızla akıp geçerken.. Hayat insana kendi öğretiyor, sabırlı olmayı, şükretmeyi, hep oturduğu yerden istemek yerine harekete geçmeyi.. Maalesef ki insanoğlunun hayatı bunları anlamaya çalışırken bitecek kadar kısa ve ansızın sonlanacak kadar belirsiz. İşte bundandır ki her anın kıymeti bilmeliyiz, geçen günlerin hiçbir zaman geri gelmeyeceğini ama belki de daha da güzellerini göreceğimize inanarak yaşamalıyız ve gayrısafî millî şikayetimizi minimuma indirmeliyiz.. Yazıma bittabi manidar bir karikatürle son verirken, ki bu Umut Sarıkaya'ya ait olup en sevdiklerimdendir, minnoş şahsıma ait bir özlü sözle bitirmek isterim.. Hayatta en büyük kumar yaşamaktır, çünkü nasıl bir sabaha uyanacağımızı asla bilemeyiz.. Buseler..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder