2 Eylül 2013 Pazartesi

Bakış Açınız Kaç Derece?

Biraz sempati, biraz antipati ama bolca empati.. Evde, işte, trafikte sakinliğimizi korumanın yolu bir kaç saniyeliğine de olsa kendimizi karşıdaki insanın yerine koymaktan geçiyor.. Biz empati işinde oldukça ustayız aslında.. Mesela milyon dolarlar kazanan bir futbolcunun yerine kendimizi kolayca koyabiliyoruz.. O kadar parayla kaç araba alınır, nasıl harcanır ya da harcanmaz sadece iki dakika içinde en kral mali müşavire taş çıkarır biçimde hesap yapabiliyoruz.. Güzel bir kadın ya da erkek gördük mü "O boy, o bos bende olacak bak neler yapardım" diyoruz.. Yanlış yaptığını düşündüğümüz birine "Bence böyle yapmamalıydı, çok büyük hata" diye yargılayarak ahkam kesiyoruz..  O yanlışı neden, nasıl yaptığını sorgulama gereği duymadan.. Her şeyin en iyisini biz biliyoruz.. Bizim doğrularımız en doğru.. Bizim düşüncelerimiz en şahane.. Bizimkiler mazerettir, diğerlerininki bahane.. Ne olursa olsun karşımızdakini, insan ya da hayvan, anlamaya çalışmalıyız.. Taksiye bindiğimizde, adeta yıllardır konuşmamış ve yeniden konuşmak için bizi beklemiş izlenimi veren şoförün yalnızlığını anlamaya çalışmalıyız.. Yolda bize çarpıp "pardon" demesine rağmen, dik dik baktığımız kimseyi mazur görmeliyiz.. Siparişimiz yanlış getirdi diye, son yemek yeme şansımızı kaçırmış gibi bir tavır takınmaktan kaçınıp garsona çemkirmek yerine, insanca doğrusunu izah edip aslında ne kadar yoğun bir ortamda çalıştığını anlamalıyız.. Başka ülkelerde sadece din kardeşimiz olduğu için ölenlere üzülmenin yanı sıra, dibimizde de olan bitenden haberdar olmalı, hassasiyetimizi kendi etrafımız için de tarafsız biçimde göstermeliyiz.. Mesleğim icabı sayısız insan tanıdım.. Hepsi birbirinden farklı.. Değişik yaşlarda, statülerde ve bilinçlerde..İyi bir iletişim kurmanın yolunun ölçülü bir empatide gizli olduğunu anladım.. Akşam işten çıkıp yorgun argın gelen bir öğrenciye daha sabırla davranmak ya da liseye giden, isyankarlığın doruklarında olan bir gence yaklaşırken içinde bulunduğu koşulları göz alarak hafif ergen mantığını kullanmayı öğrendim.. İlkokula giden sevimli canavarlarla aşırı empati pek iyi olmuyor yalnız, zira ders çıkışı zeka yaşımı bugüne döndürmek biraz zor oluyor.. Bunu yaparken çok fazla abartıya kaçmamak gerek tabi.. Unutmayın empatik olmakla, saf olmak arasında İdo'nun kaşlarından daha ince bir çizgi var.. Bir yengeç insanı olarak, şahsım da zaman zaman empatiyi abartabiliyor.. "Ayy ama yapmak zorunda olmasa yapmazdı, olsun o mutlu olsun da gerisi mühim değil" diye diye Rober Hatemo'nun "Saf sevgilim dereleri geçtin susuz mu döndün? Dost dediğin arkandan vurmuş kalbura döndün!" satırlarını t-shirte yazdırıp giyebilir hale gelmişliğim de yok değil.. Kendimizi karşımızdakinin yerine fazlaca koyarsak bu defa incinen biz oluruz.. Yani düşünceli olmak, anlayışlı olmak ensemize tokadı yiyip ağzımızdaki lokmayı vermek de değildir.. Hayatta her daim algımız kadar, gözümüz de açık olmalı..  Bu yaşıma kadar kendimi yerine koyup anlayamadığım tek zümre bencil ve çıkarcı insanlar oldu.. Bir insan nasıl olur da dünyanın kendi etrafında döndüğünü zanneder.. Kurduğu çıkar ilişkilerinin nasıl açığa çıkmayacağına, türlü şark kurnazlıklarının anlaşılmayacağına inanır, onu da siz söyleyin.. Bu kadar edebiyat parçaladıktan sonra benim yüzde yüz empati kurabilen bir sabır taşı olduğumu sanmayın, benim de canım var, ben de insanım bittabi.. Gözünüz açık, bakış açınız geniş olsun.... Buseler..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder