Dün akşam Ceyda Torun’un yönettiği “Kedi” isimli belgeseli izledim.. Çeşitli
semtlerde, değişik meslekteki insanlarla, sahip çıktıkları kedileri ve onların
hikayeleriyle ilgili bir belgesel.. Yani “Amanını minnoş” tan daha fazlası.. Özellikle
İstanbul görüntüleri, müzikleri ve çekimleriyle yalnızca benim gibi “kedici”
lere değil herkese keyifli dakikalar yaşatabilir.. Her kedinin bir hikayesi ve
karakteri var.. Malumunuz ben de birazcık kedi seviyorum.. Üzerinize afiyet benim evlatları da dörtledim galiba.. Dört numarayla tanışmamız yeni sayılır.. Benim kulaklarım işine geleni duyan yaşlılar gibi.. Pek iyi duymam ama bardağa konan şarap sesi, paranın sesini, bir de kedi sesini orta kulak iltihabı olsam da duyarım.. Geçen gece bir yavru kedi sesi duydum.. Anneciğim sağ olsun, pijamalarıyla koşup yavru kedinin koordinatlarını tespit etti.. Önce hiç elleşmeyelim kalsın dedik.. Sonra bittabi beş dakika içinde alıp bahçede yer yaptık.. Ertesi günse evdeki kedi sayısı dörde çıktı.. Sarhoştum hatırlamıyorum, ceketimi attım hamile kalmış misali ben de nasıl dördüncü kedi sahibi olduğumu anlamadım.. Arka ayağı aksıyordu.. Veteriner ufak bir dokunuşla çıkan kemiğini yerleştirdi.. Instagram'da ve çeşitli sosyal mecralarda yuva arayışım, arkadaşlarımın "Hayırlı olsun canım" larını takiben ihale olarak bizde kaldı.. Yüzündeki beni sebebiyle kendisine İzzet adını koysam da, hayvancağızda isim bir ağır durdu.. Şimdilik Çiko diyoruz, Küçümento diyoruz.. Zaten kendisine seslenmeye gerek yok tabak sesine takriben anında ortaya çıkıyor.. 3 numara İsmet ve 2 numara Kısmet de bu eve misafir kontenjanından gelip yerleşmişlerdi.. Bir numara Şaşı, ofiste bahçede takılırken kendini birden bizim evde buldu.. O zaman rahmetli ilk göz ağrım Şanslı vardı.. 12 sene yalnız yaşamıştı.. Yıllar süren diktatörlüğünü elinden alan bir canlıyı başlarda kabul etmek istemese de zamanla beraber uyumaya başladılar.. Şanslı'mızı 2010 yılında kaybettik.. 13 senemi sanki benden bir çırpıda kopartıp almışlardı.. Şaşı uzun bir süre evde onu aradı.. Üzüldüğünü gözlerinden anlayabiliyorduk.. Sonra Lokum'a açtık yuvamızı.. İsmi Bihter'di onu aldığımızda.. Onun gibi zarif ve mağrurdu.. Hayatı da onun gibi kısa sürdü..4,5 yaşında da onu kaybettik.. O bizi bırakmadan önce Kısmet'i bulduk.. Tahmini 2 aylık falandı.. İhaleyi yine biz kazanmıştık.. Lokum'un kaybıyla ikiye düşen kedi nüfusumuz, benim kulaklarımın duyasının tuttuğu bir gün 10 günlük İsmet'le karşılaşmamızla yeniden üçe çıktı.. Ölür, yaşamaz dedikleri oğlumu 1 senede 7,5 kilo yaptık.. Seneye de Survivor'a sokacağız kısmetse.. Genelde eve son gelenler pek anlaşamaz ama Çiko'yla en muhabbetli olan kendisi şu anda.. Hepsinin o kadar farklı karakteri var ki.. Şaşı inanılmaz anaçtır, önüne tüylü şeftali koysanız hemen kedi sanıp temizlemeye başlar.. Kısmet oldukça mağrurdur.. Evimizin Ajda Pekkan'ıdır.. Pek halka inmez, diğerleriyle muhatap olmayı sevmez.. İsmet hırsızdır.. Ağzınızdaki lokmayı çalar, ne olduğunu anlamazsınız.. Çiko ise tanıdığımız kadarıyla pire gibi.. Oldukça çevik ve oyuncu.. Onlardan bahsederken mütemadiyen çocuklarını öven görgüsüz anneler gibi oluyorum.. Benimkiler Ruşen Amca'nın oğlu Sedat oluyor yani.. Yurt dışından misafirlerimiz geliyor bazen, iş için.. Onlar bana çocuklarının fotoğraflarını gösteriyorlar, ben de benim tüylü evlatlarınkini gösterip huylarından bahsediyorum.. Tabi benimkilerin en büyük başarıları kumlarına hacet giderip, yükseğe atlamak.. Yine de onları anlatırken ki gururlanmamı görseniz, olimpiyat şampiyonu anası gibi böbürleniyorum.. Kedi belgeselinde de bahsedilen ortak nokta kedilerin kendilerinin efendisi olma tavrı sebebiyle sahip oldukları karakterli duruşları ve iyileştirici güçleriydi.. Benimkiler de nev-i şahsına münhasır olmalarının yanı sıra yeri geldiğinde bir ağrı kesici, yeri geldiğinde çikolata etkisi yapan birer antidepresan olabiliyorlar.. Her canlı gibi onların da günleri sayılı.. Biri hastalandığında ya da aramızdan ayrıldığında keşke diyorum, kedi sevmeyen biri olsaydım.. Canım bu kadar yanmazdı.. Ama kedi sevmenin tövbesi olmuyor.. Zira tavuk totosu tövbe tutmuyor.. Onlar bu dünyada bize emanet.. Hepsine yetişemesek de, evimizde bakamasak da eminim hepimizin ucundan tutabileceği birtakım durumlar vardır.. Kıssadan hisse, "Kedi" belgeselini izleyin, kedileri sevmeseniz de yaşama hakkı tanıyın ve yaşam alanlarına saygı duyun.. Bir de malum önümüz yaz, kapınızın önüne her gün temiz bir kap su koymayı ihmal etmeyin..Satın almayın, sahiplenin dememe gerek yok herhalde.. Patili buseler.. 20 Haziran 2017 Salı
Pisi Pisi Var Mı Senin Gibisi
Dün akşam Ceyda Torun’un yönettiği “Kedi” isimli belgeseli izledim.. Çeşitli
semtlerde, değişik meslekteki insanlarla, sahip çıktıkları kedileri ve onların
hikayeleriyle ilgili bir belgesel.. Yani “Amanını minnoş” tan daha fazlası.. Özellikle
İstanbul görüntüleri, müzikleri ve çekimleriyle yalnızca benim gibi “kedici”
lere değil herkese keyifli dakikalar yaşatabilir.. Her kedinin bir hikayesi ve
karakteri var.. Malumunuz ben de birazcık kedi seviyorum.. Üzerinize afiyet benim evlatları da dörtledim galiba.. Dört numarayla tanışmamız yeni sayılır.. Benim kulaklarım işine geleni duyan yaşlılar gibi.. Pek iyi duymam ama bardağa konan şarap sesi, paranın sesini, bir de kedi sesini orta kulak iltihabı olsam da duyarım.. Geçen gece bir yavru kedi sesi duydum.. Anneciğim sağ olsun, pijamalarıyla koşup yavru kedinin koordinatlarını tespit etti.. Önce hiç elleşmeyelim kalsın dedik.. Sonra bittabi beş dakika içinde alıp bahçede yer yaptık.. Ertesi günse evdeki kedi sayısı dörde çıktı.. Sarhoştum hatırlamıyorum, ceketimi attım hamile kalmış misali ben de nasıl dördüncü kedi sahibi olduğumu anlamadım.. Arka ayağı aksıyordu.. Veteriner ufak bir dokunuşla çıkan kemiğini yerleştirdi.. Instagram'da ve çeşitli sosyal mecralarda yuva arayışım, arkadaşlarımın "Hayırlı olsun canım" larını takiben ihale olarak bizde kaldı.. Yüzündeki beni sebebiyle kendisine İzzet adını koysam da, hayvancağızda isim bir ağır durdu.. Şimdilik Çiko diyoruz, Küçümento diyoruz.. Zaten kendisine seslenmeye gerek yok tabak sesine takriben anında ortaya çıkıyor.. 3 numara İsmet ve 2 numara Kısmet de bu eve misafir kontenjanından gelip yerleşmişlerdi.. Bir numara Şaşı, ofiste bahçede takılırken kendini birden bizim evde buldu.. O zaman rahmetli ilk göz ağrım Şanslı vardı.. 12 sene yalnız yaşamıştı.. Yıllar süren diktatörlüğünü elinden alan bir canlıyı başlarda kabul etmek istemese de zamanla beraber uyumaya başladılar.. Şanslı'mızı 2010 yılında kaybettik.. 13 senemi sanki benden bir çırpıda kopartıp almışlardı.. Şaşı uzun bir süre evde onu aradı.. Üzüldüğünü gözlerinden anlayabiliyorduk.. Sonra Lokum'a açtık yuvamızı.. İsmi Bihter'di onu aldığımızda.. Onun gibi zarif ve mağrurdu.. Hayatı da onun gibi kısa sürdü..4,5 yaşında da onu kaybettik.. O bizi bırakmadan önce Kısmet'i bulduk.. Tahmini 2 aylık falandı.. İhaleyi yine biz kazanmıştık.. Lokum'un kaybıyla ikiye düşen kedi nüfusumuz, benim kulaklarımın duyasının tuttuğu bir gün 10 günlük İsmet'le karşılaşmamızla yeniden üçe çıktı.. Ölür, yaşamaz dedikleri oğlumu 1 senede 7,5 kilo yaptık.. Seneye de Survivor'a sokacağız kısmetse.. Genelde eve son gelenler pek anlaşamaz ama Çiko'yla en muhabbetli olan kendisi şu anda.. Hepsinin o kadar farklı karakteri var ki.. Şaşı inanılmaz anaçtır, önüne tüylü şeftali koysanız hemen kedi sanıp temizlemeye başlar.. Kısmet oldukça mağrurdur.. Evimizin Ajda Pekkan'ıdır.. Pek halka inmez, diğerleriyle muhatap olmayı sevmez.. İsmet hırsızdır.. Ağzınızdaki lokmayı çalar, ne olduğunu anlamazsınız.. Çiko ise tanıdığımız kadarıyla pire gibi.. Oldukça çevik ve oyuncu.. Onlardan bahsederken mütemadiyen çocuklarını öven görgüsüz anneler gibi oluyorum.. Benimkiler Ruşen Amca'nın oğlu Sedat oluyor yani.. Yurt dışından misafirlerimiz geliyor bazen, iş için.. Onlar bana çocuklarının fotoğraflarını gösteriyorlar, ben de benim tüylü evlatlarınkini gösterip huylarından bahsediyorum.. Tabi benimkilerin en büyük başarıları kumlarına hacet giderip, yükseğe atlamak.. Yine de onları anlatırken ki gururlanmamı görseniz, olimpiyat şampiyonu anası gibi böbürleniyorum.. Kedi belgeselinde de bahsedilen ortak nokta kedilerin kendilerinin efendisi olma tavrı sebebiyle sahip oldukları karakterli duruşları ve iyileştirici güçleriydi.. Benimkiler de nev-i şahsına münhasır olmalarının yanı sıra yeri geldiğinde bir ağrı kesici, yeri geldiğinde çikolata etkisi yapan birer antidepresan olabiliyorlar.. Her canlı gibi onların da günleri sayılı.. Biri hastalandığında ya da aramızdan ayrıldığında keşke diyorum, kedi sevmeyen biri olsaydım.. Canım bu kadar yanmazdı.. Ama kedi sevmenin tövbesi olmuyor.. Zira tavuk totosu tövbe tutmuyor.. Onlar bu dünyada bize emanet.. Hepsine yetişemesek de, evimizde bakamasak da eminim hepimizin ucundan tutabileceği birtakım durumlar vardır.. Kıssadan hisse, "Kedi" belgeselini izleyin, kedileri sevmeseniz de yaşama hakkı tanıyın ve yaşam alanlarına saygı duyun.. Bir de malum önümüz yaz, kapınızın önüne her gün temiz bir kap su koymayı ihmal etmeyin..Satın almayın, sahiplenin dememe gerek yok herhalde.. Patili buseler..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder